KIZIL KRALİÇE
Herkese güzel bir hafta dilerim! Ben bu haftayı biraz inişli çıkışlı ruh halinde olduğum için buraya yazı aktaramadım tabi...
Bugün sizlerle bir döneme adı verilen Kraliçe Victoria'dan ve tahtta olduğu zamanı konuşmak istiyorum! E hadi buyrun o zaman yazıya.
Namı diğer ''Kızıl Kraliçe''
***
Güçlü görünmek, güçlü olmaktır. -Kızıl Kraliçe
***
Kengiston Sarayı, uzun yıllardır yas tuttuğu zannedilen, karmaşık, kirli içerikleriyle dikkat çeken fısıltıların kulak tırmaladığı olaylar içerisinde, Victoria'nın hem başarıları hem de vicdansızlıkları, adaletsizlikleri ile doluydu. Windsor'un dulu, Kraliçe Victoria, siyah kabarık, gösterişli elbiseleriyle sarayda yasını yaşar gibi görünse de halkın ve Kraliçenin etrafındaki soyluların hatta din adamlarının da bildiği gibi büyük aşkı, aynı zamanda uşağı John Brown'ın kollarında teselli buluyordu.
Ülkesinde kadınlığı neredeyse yasaklatacak kadar adaletsiz yasalarına bakınca, kendisi sanki tek dişi olma arzusunda, beklenilenden daha fazla dişiliğinin peşindeymiş diyebiliriz. Krallık, kraliçenin uygunsuz aşk dedikodusuyla çalkansa da bunu ispat edecek ya da karşı çıkacak hiçbir gücün olmaması, özgürlüğün tadını çıkarmasına neden oluyordu.
Victoria Dönemi, Birleşik Krallığın en gösterişli yıllarını yaşadığı bir dönem gibi görünse de bu gelişme, sadece Britanya İmparatorluğunun zirvesi, sanayi devriminin yükselişi alanındaydı. Ülke ekonomisinin halkın yaşamına iyileştirici bir etkisi yoktu.
Sıradan halk için yaşam, belirlenmiş kurallar çerçevesinde insan oldukları unutularak hazırlanmış bir düzende var olmakmış. Fakirlik sınırının yükselmiş olması kabul edilebilir ve birçok krallıkta rastlanmış bir durum gibi görünse de bu dönem, insani tüm değerlerin yok olduğu, kuklalar, saray soytarıları dışında kalan tüm insanların ciddi anlamda eziyet çektiği yıllarmış.
Erkekler üstün cins muamelesi görüyormuş ancak eğer asil bir aileye mensup değilse, emekçi, köle, uşak sınıfını dolduruyor, kadınlarsa sadece erkeğin taleplerine göre hizmetkarlık yaparken cinsleri unutturuluyormuş. İnsanların dışında, hayvanlar da Kraliçe Victoria'dan nasibini almış. Hayvanat bahçesi hayvanlarına, üreme organlarını kapatmak üzere giysiler giydiriliyormuş. Erkeklere ve kadınlara görüldüğünde seksi hatırlatacağı için kraliçenin emri ile hayvanların üreme uzuvları kapatılıyormuş. Cinselliğin ağır cezalara sebep verecek kadar suç teşkil etmesi tam tersi görüşte olan halkın sapkınlıklarına, fuhuşun artmasına, pedofili ve eşcinsellerin sayısının artmasına ve bu sebeplerle de sayısız zührevi hastalıklara sebep olmuş.
ülke kaynaklarının, sanayileşmenin sonrasında farklı şekilde değerlendirilmesi sonucu, 1860'lı yıllara kadar tonlarca dışkı, Thames Nehrine akıtılıyormuş. En kötü olan durum, nehir aynı zamanda şehrin içme suyu kaynağı olarak kullanılmasıymış. Birçok insan dizanteri, kolera ve tifo yüzünden hayatını kaybetmiş.
Herkes kirli havanın bu hastalıklara sebep olduğunu düşünüyormuş.
Sokakların bakımsızlığı, çöplerin etrafa saçılmışlığı, zaten hastalıklara davetiye çıkartır haldeymiş.İnsanların çoğu açlıktan sokak hayvanlarını da yer hale gelmiş. İnsanlar, sokaklarda yaşayan mikrop yuvası hayvanları yediklerinden salgın hastalıklar ve toplu ölümler baş göstermiş.
Kadınların cinselliklerinin değersizleştirilmesi ve ağır fakirlik, kadınlara iki yaşam şekli sunuyormuş. Biri, geçimini sağlamak ve histerik krizlerine bir son vermek için fahişeliği seçmek, diğeri de kimliksizleşmeye neden olacağı kesin olarak bilinen evli bir kadın olarak yaşamını sürdürmekmiş.
Küçük kız çocukları okutulmuyor, erkek çocuklara okula gidesiye kadar elbise giydirilirmiş.
Kraliçe, saltanat içinde yasak aşkının keyfini sürerken doğurduğu 9 çocuğu, sarayın görkemli duvarlarının arasında son derece rahat bir hayat sürüyormuş.
Kadın kıyafetleri de kraliçenin emri ile değişikliğe uğramış. Çoğunluğu siyah, krem ve yeşil tonlarından seçilen kadın elbiselerini etek kısımları normal bir elbisenin etek ölçüsünden neredeyse beş kat daha geniş dikiliyormuş. Elbiselerin altına kalça kısmını geriye doğru yükselten korseler giyiyorlarmış. Elbiselerin bu derece irileşmesinin nedeni kadınları daha da güzelleştirmek değil, aksine erkeklerle beden teması mesafesini arttırmakmış.
İç çamaşırları da köle olarak görünen kadınların erkeklerine kendilerine rahatça ve bekletmeden sunabilmesi için olması oldukça işlevsel bir şekilde dizayn edilmiş. Külotların bacak baldır kısımlarının diz kapaklarının altına kadar uzun olması, göbeklerinin üzerinden bel oyumuna kadar vücutlarını kapatması, kıyafeti seksilikten çıkartmıyormuş çünkü külotların ağ kısmı yokmuş.
Elbisesini iki eliyle topraklayan kadınların tuvalet işini kolaylıkla yapacağı düşünülse de asıl amacın ne olduğu biliniyormuş. Kadınlar, regl dönemlerinde, dizlerinin altına gelecek bacak uzunluğunda ama asla etek altından görünmeyecek boyda pantolon giyiyorlarmış. Regl dönemlerinde kadınlar genelde göz önünde olmazlar, inzivaya çekilirlermiş. Bunun tanrısal bir döngü hediyesi olduğu bilinmezmiş gibi kadını kirleten, ucubeye çeviren bir durum olmasından bahsediliyormuş. İncil'i bile kendi kurallarına göre baştan düzenletip yazdıran kudretli kraliçe, kadınların kendi cinslerine küsmesi için gerekli tüm yasaları dini anlamda da onaylatmış.
Kraliçe Viktoria, ayrıca incelenmesi gereken bir karakter.
Kendi dışında tüm kadınların dişiliğine düşman gibi sanki.
Bunca karmaşık zorlamalar, kurallar...

