13 Temmuz 2025 Pazar

YOL DAHA ÇOK UZUN

 

Yol Daha Çok Uzun



Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum resmen. Aylardır hayatımla ilgili bir durum güncellemesi yapmıyordum. Sonunda nefes alacak bir fırsat buldum da kediciklerime kavuşabildim. Buzlu kahveleriniz, içecekleriniz hazırsa gıybetimize geçelim o halde!😽





En son konuştuğumuzda biraz kendime yoğunluk verdiğimden bahsetmiştim. Öyle de yaptım. Kendime, hayatıma odaklanayım derken ordaann burayaa savrulup durdum hengamede. İyi mi oldu? Bana sorarsanız çok iyi oldu. Biliyorsunuz ki benim normal, asıl mesleğim Tarih öğretmenliği. Başka bölüm de okudum tabi bu süreçte -O da bitti- ama asıl mesleğim her zaman öğretmenlik oldu benim için. Bir buçuk yıldır iki okulda öğretmenlik yaptım. Mezun olduğum zaman ve staj döneminde mesleğime aşık biriydim. Üni'de okurken tarihi ne kadar seven biri olsam da öğretmenlik yapabileceğimden emin değildim ama bu fikir ben de mezun olduğum gibi değişti. Stajdayken yaptığım işe, öğrencilerime aşık olmuştum. - Bunda en büyük katkı staj yaptığım okul şansıma çok çok iyi bir lisenin denk gelmesiydi- Mezun olduktan sonra harıl harıl KPSS çalışırken bir yandan da özel bir okulda öğretmenlik yapıyordum Sonra oradan çıkmak durumunda kalıp başka bir okulda öğretmenliğimi yapmaya devam ettim. Şimdi gelelim kuru fasulyenin faydalarına. Öğrencilerimin çoğunu çok sevsem de bazı erkek öğrencilerimin fazla ilgisi, öğretmene platonik olayları falan maalesef yaşadım. Bu olay sadece böyle kalsa da lakayt tavırlar yaşamak beni baya bir sinirlendirdi. Sonrasında da benden daha kıdemli öğretmenlerin - 40'lı yaşlarındaki kadın iş arkadaşlarımdan bahsediyorum. Onun dışında diğer bütün iş arkadaşlarımdan çok memnundum allah var yani şimdi. (müdür g.vatı hariç)- bana karşı tavırları, salak saçma muhabbetleri irrite etti. Ve dedim ki kendime ben bunu çekemem. Böylelikle öğretmenlik kariyerim şimdilik sona ermiş oldu. Tabi bu süreçte ben çok iyi bir makeup academy'den de profesyonel makeup dersleri aldım, elimin altında da bir sertifikam olmuş oldu. Hem de sektörden önemli insanlarla tanışma fırsatım oldu. Eee ben şimdi ne yapacağım arayışına girdim.


 Bundan sonra ne yapacağım? 


Yol beni nereye götürecek? 

Öğretmen olmaya devam mı edeceğim? Diğer mesleğimden mi yolumu çizeceğim bir veteriner kliniğinde mi çalışacağım? Yoksa güzellik sektöründen mi ilerleyeceğim?

Yolum artık makyaj uzmanlığından gider derken birden ünlü bir firmanın şube müdürü oluverdim. Kozmetik ile asla alakası olmayan hem de! Yemek sektöründe. Başta güzel başlayan, iş yüküm çok olsa da ya artık seviyorum galiba ben bu işi dediğim bir zaman da olanlar oldu ve ben birden istifa ettim. Bu da başında durmuş olduğum şubede altımda çalışanları ile alakalıydı. Ya çizgimden çıkıp yıllardır korumaya çalıştığım sinirimi ortaya çıkaracak ve onları orada gömecektim ya da kalitemi koruyup bir çözümünü bulacaktım. Sinirimi kontrol edebildim bir nokta da ama bir çözüm bulabildim mi dersiniz? E istifa etmemdi işte ksajhghj😼. Neyse bu macera da böyle bitti. Çalıştığım şubeden olmadı ama firmanın genel yönetiminden iyi insanlar hala hayatımda kalabildi. Sağ olsunlar ben çıkışım için gittiğimde hayır biz seni kaybetmek istemiyoruz, başka şubeye yollayalım seni, istersen de yeni açılacak şubeye de yollayabiliriz yanına da yeni giren elemanları yollarız sen onları eğitirsin falan deseler de inadım tutmuştu bir kere. Beni lafımdan geri döndürebilene aşk olsun. Ama ne olursa olsun bir aramama bakacağını, kapılarının her zaman açık olduğunu söylemeleri benim için dünyalara bedeldi.

 

Şimdi peki ne yapıyorum? 


Evet gelelim günümüze. Şimdi de şehir hastanesinde çalışıyorum sgdhjk. Ne alaka diyeceksiniz inanın ben de bilmiyorum. Son iki yılımda denemediğim, girmediğim sektör kaldı mı bilmiyorum. Girdiğim her işi layığıyla yapsam, çok çabuk işe alışıp öğrensem de o işi yaparken rahat edebilmemin benim için en önemli olduğunu öğrendim bu sürede. İşte oldukça ciddi birisi olsam da Yaprak dökümü Ali Rıza gibi burnumdan kıl aldırmıyordum. Ama size bir şey diyeyim mi böylesi çok daha iyi. 

Şimdi ise izindeyim. İki gün sonrasında Balıkesir'e yola çıkıyorum. Hem biraz tatil yapmak için, hem de İncir'i annemlere bırakmak için. Yazın annemler Balıkesir de oldukları için ben de evde olmadığım için İncir oldukça bunalımda. Çünkü evde yalnızken ne mama yiyor, ne de tuvaletini yapıyor. Ben eve gelene kadar uyanmıyor bile. Evde birini arıyor sürekli. Onun içinde bu çok daha iyi. Hem zaten kısa bir süre için. Ben aynı zamanda yeni bir ev bakacağım. Ablamın oturduğu muhitte, ablama yakın olmaya karar verdim. Yeni bir ev için hem araştırma yapmam hem de para biriktirmem gerek. Anlayacağınız yolum daha çok uzun. Yapmam gereken tonla şey, yaşamam gereken onca şey var. 

Hı bu süreçte hayatımdan Sıcak çikolatayı da Şarabı da çıkartmış oldum. Zaten ikisi de benim için, hayatım için de olmayacak kişilerdi.- Anlamadıysanız eğer bahsettiğim yazıya https://uzaydangelenkedii.blogspot.com/2025/02/scak-cikolata-ve-sarap.html linkten bakabilirsiniz- Heves değil de hayatımın bir döneminde olmaları bana öğretecek bir şeyleri varmış diyelim. Onlardan sonra da ne hayatıma birini aldım ne de birisiyle o şekilde flörtleştim diyebilirim. Arkadaşlarım sağ olsunlar her hafta bana başka birileri için 'yaa bu çocuk tam sana göre', 'kızım kimse kapmadan sen kap şu çocuğu' sürekli başımın etini yeseler de henüz bir enişte adayınız yok ehehe. Arkadaşım, akrabam zannettiğim bazı insanları da hayatımdan tamamen sildiğim bir dönem oldu ayrıca bu dönem. Mutluyum, umutluyum ve sürekli koşturuyorum hayatımın bu evresinde. Buna da şükür. Güzel başka şeyler de oldu bu süreçte. Kendimi zor tutuyorum anlatmak için ama daha zaman var. Dört gözle bekliyorum pisiciklerim size anlatmak için! Sizleri seviyorum. Yeni bir yazıda görüşene kadar hoşça kalın!💗

Tumblr hesabıma ulaşmak için alttaki linke tıklayabilir beni oradan da takip edebilirsiniz!👇

https://www.tumblr.com/zaundangeldim

Çizgi ve Wattpad hesaplarıma da alttaki linklerden ulaşabilir, kurgularımı okuyabilirsiniz!👇

https://cizgi.studio/profil

https://www.wattpad.com/user/MelinoeJr


27 Haziran 2025 Cuma


Kendini Hatırlatma Şeysi

 Herkese merhabalar! İyiyim merak etmeyin. Sadece iş yoğunluğundan bloğa yazı atamadım. Ama yakın zamanda yeni güncel bir yazı gelecek. Hayatımın geçiş dönemi biraz yorucu ve dolu geçmekte bu yüzden hiçbir şeye zaman ayıramaz oldum😿 ama geri geldim. Neler neler oldu her şeyi konuşacağız. Çok yakında. Sizleri seviyorum💗😻

12 Mart 2025 Çarşamba

ROMANTİZM AŞIĞI KEDİ

 Romantizm Aşığı Kedi





(İncir ile olduğum fotoğraflarımı uygulamada anime haline getirdim. Bir süre blogda bu hallerimizi görebilirsiniz. 30$ verdim. O yüzden sizi biraz bu görsellerle darlayabilirim.)



Herkese merhabalar!! Az önce tumblr hesabımda şöyle bir yazı paylaştım👇 ve aklıma 'blogta neden böyle bir yazı yazmıyorum ki?' diye bir düşünce geldi.



Harbiden son zamanlarda neden bu kadar romantizme takmıştım? Beni bu kadar içine çeken ne? Bu soruları kendime sorarken biraz araştırmaya başladım. Bulduklarımı da buraya yazarak ve sevdiğim aşk hikayelerimi de size anlatmak  istedim.(Çok devrik bir cümle oldu ama saat 05.23 lütfen anlayış gösterin) Biliyorsunuz bir şeyler anlatmak bu hayatta en sevdiğim şey kediciklerim!

O zamannn bugün ki konumuz 'ROMANTİZM' olsun mu? Ee olsun o zaman. 

Romantizm, yalnızca aşkın anlatıldığı bir tür değil, insanın en temel duygularına hitap eden bir anlatım biçimidir. Bizi mutlu eden, hüzünlendiren, heyecanlandıran, hatta bazen ağlatan aşk hikayeleri aslında iç dünyamızla, hayallerimizle ve özlemlerimizle doğrudan bağlantılı. Bugün romantizm, Animelerden Hollywood filmlerine, dizilerden romanlara kadar geniş bir yelpazeye sahip. Romantizmin en eski örnekleri mitolojilerde saklı. Yunan, Mısır, Hint ve İskandinav mitolojileri, aşkın ilahi ve trajik yönlerini anlatan sayısız hikaye ile dolu. Aşk Yunan mitolojisinde o kadar önemli bir yerde ki Aşkın en güçlü temsilcisi olan Afrodit ve oğlu Eros mitolojide önemli bir rol oynar. O zaman yazıma Eros'tan başlayalım. 

Eros, bir ölümlü olan Psyche'ye aşık olur ve onu Afrodit'ten korumak için gizlice saraya yerleştirir. Sadece karanlıkta buluşan Eros ve Pysche, birbirlerine aşık olurlar. Fakat Eros yüzünü hiç Psyche'ye göstermez. Karedşlerinin dolduruşuna gelen Psyche bir gün gizlice gece lambasını Eros'un yüzüne yaklaştırır ve ona bakar. Erosumuz gece lambasının ışığıyla uyandığı gibi karşısında Psyche'yi görür ve kendini ihanete  uğramış hisseder ve onu terk eder. Bir daha Eros'u göremeyen Psychemizi ise bir ölümlü olarak oldukça zorlu yollar bekler. Sevdiği adama ulaşma çabasını gören Zeus ise buna kayıtsız kalamaz ve onunla birlikte olmaya zorlar. Şaka şaka skjfhj böyle bir şey olmaz elbet. Neyse konumuza geri dönelim. Kayıtsız kalamayan Zeus Pysche'ye ölümsüzlük bahşeder ve Eros ile Pysche ikilisi evlenir. Bunu size niye anlattım bilmiyorum cidden ama benim sevdiğim hikayelerden bir tanesidir. Bu hikaye mitolojide güven ve sabrın aşk için ne kadar önemli olduğundan bahseder insanoğluna. 

Romantizm, bize sadece bir aşk hikayesi anlatmaz. Aynı zamanda aşkın, sevginin, bağlılığın ve kaybın doğasını da sorgulatır. Okuduğumuz ya da izlediğimiz karakterlerin ilişkilerini değerlendirirken, kendimizi de işin içine katıp analiz ederiz. ''Ben böyle bir aşk ister miyim?'', ''Aşta gerçekten önemli olan nedir?'' ya da ''Benim için doğru kişi kim?'' gibi.

Benim en sevdiğim aşk hikayesi size daha önceden de bahsetmiş olduğum Yunan mitolojisinden alınmış Madeline Miller'ın yazmış olduğu 'Ben Kirke' kitabıdır. Bu hikaye zaten benim mitoloji de favori hikayelerim arasında hep baştadır. Ama anlatış tarzı, hikayeye bağlı kalışı olsun bayıldığım noktalar arasındadır! Kirke hikayemizin başında ne kadar güçlü bir ailesinin kızı olsa da Tanrıların arasında yalnız kalmış bir çocuk. Güneş Tanrısı Helios ve bir deniz perisi olan Perseis'in kızı olan Kirke, diğer tanrılar ve tiranlar kadar ne güçlü ne de güzel değildir.Bu yüzden de hep yetersiz olarak hissettirilir. Ölümsüzlüğü olan ama sıradan görünen bu genç kız farkında olmadan bir gücünü keşfeder. Büyü. Tanrılar doğuştan güçlülerle dolatılmışken, Kirke büyüyü öğrenerek ve çalışarak kaderini kendisi şekillendirmeye başlar. 

Artık genç bir kız olan Kirke, ölümlü bir çoban olan Glaukos' a aşık olur.Glaukos 'Keşke güçlü biri olsaydım o zaman hem ölümsüz olur sonsuza dek seninle yaşar, hem de seni her şeyden korurdum' demesi üzerine Kirke ona büyü yapar. Ancak Glaukos, bir tanrıya dönüştüğünde Kirke yerine güzel bir deniz perisi olan Scylla'yı tercih eder. Kirke , kıskançlığından Scylla'ya büyü yapar ve onu canavara dönüştürür ve büyük bir ceza alır. Kitapta bu olayla ilgili Kirke'nin çok iyi bir lafı vardır: ''Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.'' Evet, Kirke ilk büyüsünü sevdiği adama onu tanrıya çevirmek için yapmış, ikinci büyüsünü ise sevdiği adam tarafından ihanete uğrayınca kıskançlığından yapmıştı. Aiaia adasına sürgüne gönderilir. Bu bir ceza gibi görünse de aslında Kirke için bir özlüğün başlangıcıdır. Artık tanrıların koymuş oldukları kurallarından uzakta, kendi büyüsünü geliştireceği, kendini tanıyabileceği bir dünyaya sahip olma fırsatıdır.

Kirke, Aiaia'da yaşamaya başlar ve burada büyücülüğünü geliştirir. Bitkilerle, doğayla ve hayvanlarla iç içe bir yaşam kurar. Adaya uğrayana denizcileri domuza çevirerek dünyasını korur. Ancak zamanla yalnızlığı git gide ağır basmaya başlar. Ziyaretçileri arasında Tanrı Hermes ( ada dışında dış dünyayla alakalı olup biten her haberi Hermesten alır. Hermes onun eğlenceli vakit geçirmesini sağlayan sevgilisi haline gelir.), korkunç Minotor'un annesi Pasiphae, Girit Kralı Minos, Truva Savaşı kahramanı Daedalus ve elbette Odysseus vardır. Kirke bu süre zarfında yalnızca bir büyücü olarak değil, aynı zamanda kadın olarak da kendini tanır ve güçlenir. 

Odysseus, Troya Savaşından dönerken adaya gelir. Odysseus'un kurnaz zekası ve yorgun ruhuna hayran kalan Kirke (aslında kendini görüyor adamda)ona yardım eder ve aralarında güçlü bir bağ oluşur. Bir süre adada birlikte yaşasalar da Odysseus İthaka'ya geri döner. Ancak oğulları Telegonos (Telemakhos), Odysseus adadan ayrıldıktan sonra dünyaya gelir. O kadar üzücü ki Kirke tek başına adada Telegonos'u büyüttü ve Odysseus onun varlığını hiçbir zaman öğrenmedi. ( Hatta mitolojide daha sonrasında Telegonos büyüyüp babasını aramak için İthaka'ya gittiğinde, kaderin cilvesi Odysseus'u yanlışlıkla öldürüyor. Bu olay bence mitolojinin en trajik baba-oğul ilişkisi)(Bir de mitolojide bir oğulları daha vardır Latinus. Ama kitapta bahsetdilmedi diye ben de girmedim hiç konuya.)

Kirke bu ayrılığ kabullenir ve artık kendi hayatını kendi yönetmeye bvaşlar. Odysseus'tan sonra bile Kirke'nin hikayesi devam eder. Oğlu Telegonos'u (Telemakhos) büyütür, kendi kaderini çizer ve en sonunda tanrısallığını sorgulayarak ölümlü olmayı seçer...

Ben Kirke'nin bu kendi kaderini çizen bu dik duruşuna, erkek kahramanların gölgesinde kalmak yerine, kendi hikayesini yaratmasına hayranım dostlar. Kadınların tarih boyunca susturulmasına (Tanrı bile olsanız), yalnız bırakılmasına ve dışlanmasına karşı Kirke güçlü bir ses olmuştur. 

Şimdi romantizm'den nerelere geldi bu konu? Ben size neden bunu anlattım? Hemen cevabını vereyim.

Romantik hikayelerde genellikle aşk, kahramanların birbirlerine kavuşmasıyla sonlanır. Ancak Kirke için aşk, birine bağlanmaktan çok, kendi yolunu çizerken sevmek ve sevilmekle ilgili.

Genç ve deneyimsizken ölümlü bir adama aşık olması, onun sadakatsizliğini ve yüzeyselliğini fark ettiğinde aşkın bir zayıflık olmadığını, yanlış birine duyulan bir aşkın insanı nasıl kör edebileceğini öğrenir. Hermesle yaşadığı ilişki saf fiziksel çekim ve eğlence doludur. Odysseus'un ona getirdiği aşk daha entelektüel ve derin bir bağdır. Ne kadar ona aşık ve hayran olsa da Odysses'un kalıcı olmadığını bilir ve onun gitmesine izin verir. Hatta ona nasıl gideceği konusunda da yardımcı olur. Çünkü aşkı bir bağlılık zinciri olarak görmez. 

Kirke, romantizmi sahiplenmek ya da birine bağımlı olmak olarak değil, seçme özgürlüğü olarak yaşar. Aşk, onu tamamlayan bir şey değil, sadece onun özgürlüğüne eşlik eden bir duygu haline gelir.


Benim Kirke'yi sevmemin bir diğer nedeni de aşka ve romantizme olan bakış açısıdır. Bunu da size anlatmadan - hele ki bu yazıda- geçemezdim. Yeni bir yazıda tekrar görüşmek dileğiyle! 


💓





Ayağa kalkıp karşısında durdum. ''Söylesene' 'dedim, ''babanın zehirlerim konusunda haklı olmadığını nereden biliyorsun? Sana oturduğun yerde iksir vermeyeceğimi nereden biliyorsun?'' 
''Bilmiyorum.''
''Yine de burada kalmaya cesaret edecek misin?''
''Ben her şeye cesaret ederim.'' dedi Hermes.
İşte böyle sevgili olduk.

-Syf,99.


(Bu arada küçük bir not ben her zaman Kirke'yi Hermes ile yakıştırırım. Kim böyle bir Tanrı'ya hayır der ki!)

(Bu arada tekrar küçük bir not daha mitolojide Kirke ve Hermes'in de iki oğlu olduğundan bahseder. Bunlar Faustus ve Agrius'dur. Kraliçe Hermes'i de es geçmemiş yanii suadhfjkslk)

20 Şubat 2025 Perşembe

ÖLÜ BAKİRELER

 Ölü Bakireler




Eski zamanların karanlık çağlarında, Tanrı Dağları'nın eteklerinde kurulmuş olan Atherion Krallığı, eski efsaneler ve kadim geleneklerle dolu bir topraktı. Bu krallık her dört yılda bir düzenlenen korkunç bir ritüelle anılırdı. Krallığın varlığını sürdürebilmesi için, genç bakirelerin tanrıya kurban verilmesi gerektiğine inanılıyordu. Bu kurban töreni, krallığın tüm kaderini belirler, tanrıların gazabını yatıştırır ve bereket getirdiği düşünülürdü.


 Zoe bu yıl seçilmiş olan kurbanlardan yalnızca bir tanesiydi. On sekiz yaşına yeni girmiş bu genç kız ne kendisinin ne de diğer kızların ölüme gitmesine içten içe karşıydı. Hayatı daha yeni başlamışken, kaderinin bu acımasız ritüelle mühürlenmiş olduğunu öğrenmek, ruhunda derin bir öfke uyandırdı. Tören günü büyük bir kaos yaratıp hem kendini hem de diğer kızları kurtarabilmek için bu hayatta yapabileceği en iyi şeyi yapmıştı 'karmaşa'.



 Karmaşa yaratan, ritüele karşı gelen herkese tek bir ceza verilirdi, ölüm. Bu yıl tören tamamen mahvolmuş, bütün kurbanlar kaçmayı başarmıştı.


 Şimdiye çoktan ölmüş olması gereken bu kızların cesareti ve başkaldırısı, krallığın kadim geleneklerine meydan okuyan bir direnişe dönüşüyor. Bu tehlikeli kaçış, sadece özgürlük için değil, aynı zamanda krallığın karanlık sırlarını ortaya çıkarmak için de bir yolculuğa dönüşüyor. Tanrı Dağları’nın derinliklerinde, eski efsaneler ve unutulmuş sırlar yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor.


 Bu dünyada hayatta kalmak, sadece güçlülerin değil, aynı zamanda en cesurların da hakkıdır. 


"Η δύναμη βρίσκεται στην ενότητα."


 "Güç birliktedir."


Ölü Bakireler' ve diğer yazmış olduğum hikaye olan 'Son Tanrı' için aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz👇

https://www.wattpad.com/user/MelinoeJr

https://cizgi.studio/profil




Sıcak Çikolata ve Şarap

 Sıcak Çikolata ve Şarap








not: Bu yazıda hiçbir şahıs için ne bir hakaret, ne bir nesneleştirme kullanılmamıştır. Yazıda bahsedilen kişilerin yalnızca haklarını ve gizliliklerini korumak için takma ad verilmiştir.



Karlı bir akşamdan herkese merhabalar! Nasılsınızz?? Geri dönüş yazıma iyi bildirimleriniz için çok teşekkür ederim.💗 Son yazıyı 2038 kişi okumuş💗Sizi çok seviyorum nasıl teşekkür etsem az. Sıcak çikolatamı hazırlayıp arkada Billie Ellish şarkısı da açtığıma göre azıcık gıybet edelim istiyorum. 

Öncelikle yılın ilk yazısının bu kadar geç gelme sebebi bilgisayarımın ekran kartının yanmış olmasıydı. Ocak ayının ikici haftasından beri bilgisayarsız kalmıştım. Ve size saçma sapan hislerimden, ilişki durumumdan bahsetmeye geldim çünkü uzun zamandır saklıyordum sizden -2 yıldır-, kendimden.

Uzun zamandır ilişki detoxundaydım. 2023'de bir ilişkim oldu.Geçen yazıda bahsetmiştim biraz zaten. O aralar size söyleyemedim, bırakın size söyleyebilmeyi üç beş arkadaşım dışında kimseye diyemedim. Ailemden bile saklamıştım o dönemlerde. Çünkü kendisi benim ex sevgilimdi. Uzun bir aradan sonra tekrar deneyelim demiştik.(HAYATIMDA ASLA YAPMAM DEDİĞİM ŞEYLERDE: Eski sevgilimle asla tekrardan birlikte olmam -yapıldı- çok şükür asla yapmam dediğim ama yapmadığım ne kaldı acaba ldkjhgsjk) Neyse onunla da olmadı zaten sonra ben uzun bir ara verdim. Şu anda da manitam yok bu arada yanlış anlaşılmasın. Sadece size anlatmadığım, blogdan uzaktayken yaptığım, hissettiğim şeyleri anlatıyorum hepsi bu. Neyse bizden bir halt olmadı zaten. Ben tabi bana verilen sözlerin tutulmadığına, söylenen yalanlara, hayallere ve boşa giden emeklerimin kırgınlığından bir süre savrulup durdum. Çok sürmedi ama bu durum çünkü ben zaten ilişki içerisindeyken de savruluyormuşum. Bu işte zoruma gitmişti. Neyse sonra kendi kabuğuma çekilmem gerektiğini fark ettim. Geriye bakmadan ilerlemem gerektiğini fark ettim. Kendime daha çok değer vermem ve çabalamam gerektiğini anladığım an kendime yoğunlaştım. Bu sürede de erkek sineği bile yanıma yaklaştırmadım. Ufak tefek flörtlerim dahi olmadı açıkçası sadece birkaç kez datelere çıkıp vakit geçirdim ama o da çok ara sıra olan bir şeydi. O aralar bolca kitap okudum, arkadaşlarımla bol bol vakit geçirdim ve oyunlar oynadım. Daha sonra oyundan iki yakın arkadaş ile tanıştım. Her gün birbirimizi arıyor, görüntülü grup sohbetleri ediyor ve sürekli birlikte oyunlar oynuyorduk. Sonra ben Balıkesir'de iken de sürekli buluşmaya birlikte bir şeyler yapmaya devam ettik. Derken bunlardan birisi ona sıcak çikolata diyeceğim (bu ona uyan çok iyi bir lakap cidden), benim oldukça dikkatimi çekti.

 Bana olan ilgisini de biliyordum ama sıcak çikolataya da kapılmak istemedim çünkü benden 4 yaş küçüktü. Ben kendimden bir yaş küçük olan birine bile bebek gözüyle bakarken bu çocuk benden 4 yaş küçüktü. Yani imkansızdık. Ve ben bu imkansızlığa kapıldım. Tabi ki kendime yediremeyip çocuğa bir şey demedim, herhangi bir adım atmadım ama kendimin ve onun duygularını bile bile sürekli onunla vakit geçirmeye devam ettim. Onun için ben olgun, daha korunaklı, bilgili olabilirdim belki ama o benim için nefes aldığım bir yer haline gelmiş, onu herkesten sakladığım bir sırrım haline gelmişti. Ve bu ona daha da çok çekilmemi sağlıyordu. Bir nokta da artık kendimi durdurmam gerektiğini fark ettim ve sıcak çikolataya olan hislerimi yenebilmek için birden geri çekildim. Vakit geçirmelerimizi azalttım, buluşma planlarımızı iptal ettim, çağırdığı oyunlara katılmadım, onunla film izlememeye çalıştım. Buna mecburdum kediciklerim cidden. Bütün arkadaşlarım evlenip yuva kurmuşken -en yakın arkadaşımın bile aylar sonra düğünü var- ben yirmilerine yeni girmiş bir oğlana gönlümü kaptıramazdım. Tabi hem onun için de benim için de aramızın mesafeli olması daha iyi oldu. Tam bunları yazarken de Camilla'dan Shameless çalması çok manidar oldu cidden. İkimizde kendi hayatlarımıza ve tam olarak ne istediğimizi anlamış olduk. Hayatımıza alacağımız insanların nasıl olması gerektiğini, nasıl mutlu oluruz sorusunun cevabını bilir olmuştuk. 

Sonra günlerden bir gün ben yine bir kitap okurken yatağımın üzerinde duran telefonumun bildirim sesini duyup bildirimin geldiği uygulamaya girdim. 'Yeni takip eden biri' ve 'Yeni bir mesaj isteği' mesaj da ''Hola mi belleza como estás?'' Öhöm öhöm iştee Şarap bey den gelen bana ilk mesaj böyle oldu. Benim bir videoda yorumumu görüp ilgisini çekmiş daha sonra da hesabıma bakıp ne olursa olsun bu kişiyle tanışmalıyım diye içinden geçirmiş ve bana o gün ilk mesajını atmış bulunmuş. Öncelikle çevrenizde çok kitap okuyan bir kız tanıdığınız var ise o kızın en büyük fantezisinin 'Motorcu Havalı Erkekler' olduğunu bilin beyler üzgünüm, bu böyledir.  Ve Şarap Beyimizin çok iyi bir motoru olmasının yanı sıra deli dehşet vücuda ve iyi bir yüze sahip olması... Ben o gün kitabımı odanın bir köşesine fırlatıp -ki benim kitap okumama kimse engel olamaz- sabaha kadar konuştuk. Sıcak çikolata ne kadar yumuşak, ne kadar bana muhtaç gözükse de Şarap da onun tam tersiydi. 

Özgür, kendisine olan o güvenişi... Hadi ama kitap karakteri gibi adam! Hele o erkeksi sesi, yarım yamalak İngilizce iltifat edişleri... Beni bulutların üzerine çıkarsa da kediciklerim benim dilim uzak mesafe ilişkilerinden yeterince yandı. Adamla aramda ülkeler var! Ben bir saatlik mesafedeki adama güvenemeyen insanım. Tabi bu demek değildir ki tadını çıkartmayacağım. Ben şaraba bayılırım. Bakalım zaman bize kimleri, neleri gösterecek. O zaman şerefe dostlarım!🍷💗



31 Aralık 2024 Salı

ARTIK YETİŞKİN OLMUŞ BİR KEDİ

 Artık Yetişkin Olmuş Bir Kedi


Merhabalar efendimm! Ben geldim! Ho Ho Ho😄



Bu yazıyı ayarladığım paylaşma tarihinde ben Şirince de arkadaşlarımla yılbaşını kutluyor olacağım. Burada da bir kutlama yapayım diye de bu yazıyı yazma kararı aldım. Uzun zaman yaklaşık bir yılı geçik yoktum buralarda. Sizi, burayı çok özlemişim açıkçası. Neden yoktum? Bu konu alında çok karmaşık. Yani şöyle uzun zamandır bu blog'da sizinle birçok şey paylaştım. Her şeyimi paylaşır oldum. Bu çok güzel bir şey hani ailem gibisiniz sonuçta. Blog serüvenime başlarken de bunu istiyordum zaten fakattt çok fazla yaptım bunu. En kırılgan, en dağıldığım halimi de gösterdim sizlere. Bu da beni nedense tetikler oldu. Mutlu mutlu girdiğim bloğum benim kara defterim haline döndü. İnsanız sonuçta, birçok şey yaşıyoruz bunlardan ders alıp daha olgun hale geliyoruz tamam eyvallah ama bir noktada da insan bu kadarını da kaldıramayabiliyor. Biraz durmam, nefes almam gerekti arkadaşlar. Burayı evim olarak gördüm, hala da öyle. Ama bazen eviniz sizi bunalttığı zaman oluyor ya bir nefes almanız, tatile gitmeniz gerekir. Benim için de böyleydi.



Çok şey oldu. Gerçekten çoookk şey oldu. 

25 yaş bence çok fazla sorumluluğun yanında olgunluk ve bir bilinçlenme ile geliyor. Okul bitiyor, yeni işin nasıl olacak kaygısı, bir sürü iş başvurusu, iş denemeleri, iş hayatı, aşk hayatı, aile sorumluluğu ve arkadaşlarla ilişkiler... Bir labirentin içindeymişsiniz gibi. Doğru yolda olduğunuzu düşündüğünüz bir anda yolunuzun çıkmaz olduğunu görebiliyorsunuz.

 

Benim için 25 yaş çok ciddiydi açıkçası. Çok fazla şey öğrendim ve yaşadım diyebilirim. Nereden başlasam bilmiyorum. En son blogda yazı yazmaya devam ederken yazılarımda hiç bahsetmediğim bir şey vardı hayatımda. Bir ilişki içerisindeydim. Bırakın bunu blog yazılarımda saklamamı en yakın arkadaş çevrem dışında kimse bile bilmiyordu. Ayrılığımızın üzerinden bir, bir buçuk yıl geçmesinin ardından tekrar bi deneyelim yahu diye başlanmış bir ilişkiydi. Ömrü 7 ay falan sürdü 2024'e girmeden sonlandı. Biraz içimde yaşadığım bir ilişkiydi. Çünkü benden birçok şey götürdü. Manevi açıdan çok yıprandığım, kendimi artık tanıyamama durumuna gelmiştim. Bitmiş bir ilişkiyi uzatmaya çalışmaktı bizimkisi. Bu da ilişkinin güzel kısımlarını yok ediyor tabi. Ama geçti, bitti. Hem de çok kısa sürede. Bu toparlanmamı elbette daha kolaylaştırdı. Tabi olgunlaştırdı da. Artık ilişkiden, karşımdaki insandan beklentilerimi ve benim neleri verebileceğimi daha iyi biliyorum. O yüzden mutluyum. 


Arkadaş çevrem değişti, gelişti. Beni mutlu eden insanlar var artık etrafımda. Çok uzun süren bazı arkadaşlıklarım bitti. En çok o üzüyor insanı ama şunu anladım; bitmesi herkes için en iyisi ve en sağlıklısı. Herkes yani hayatında mutlu olsun.


Bu süren zarfında iş deneyimlerim çoğaldı. Stajdan sonra öğretmenliğim bir süre devam etti. Çocukların 'hocam sevmediğim bir dersi sizin sayenizde artık çok seviyorum' demesi bana dünyaları verdi diyebilirim. İlk başlarda derste uyuyan öğrencilerimin ilerleyen zamanlarda konuları araştırıp gelmeleri, ilgilerini çeken konular hakkında kitap alıp okumaları ve benimle konuşmaları... Tarif edilemez bir mutluluk kaynağı. Sizin yokluğunuzda anlatamadığım hikayelerimi öğrencilerime anlattım bu dönemde.



5 Ocak'ta tam bir yıl olacak İncir hayatıma gireli. İncir benim staj yaptığım okulun orada çöpte bulduğum bir yavru kediydi. Başta arkadaşıma al eve sen götür desem de dayanamayıp kendim eve getirdim. Yumoştan sonra hiç hayvan istemiyordum artık evde ama İncir'i o perişan halde dağın başında görünce, yaşama tutunmaya çalışması beni mahvetti ve dayanamayıp eve getirdim. Başta iyileştikten sonra sahiplendirmeyi amaçlıyordum. Fakat ona benden başka kimsenin bu kadar iyi bakamayacağını, sevemeyeceğini düşündüğüm için kaldı. Evin küçük kızı şuan da. Gerçi kocaman oldu ama annemler bebek gibi davranmaya devam ediyor ona.


Halidemi kaybettim bu yıl. Benim için tam bir yıkımdı. Ama onu hep iyi anılarımızla, geçirdiğimiz güzel yıllarla anıyorum. 


Artık büyüdüm ya. Bir çok olayı soğukkanlılıkla karşılayabiliyorum. 


25 yaş kendi paranı kazanmanın yanı sıra büyük bir özgüven ve olgunluk getiriyor. Birçok macera yaşadım bu süre de bir sürü yer gezdim ve bir sürü insanla tanıştım. Size anlatacağım çok şey birikti kısaca. Ama şimdilik burada bitirelim.

2025 hepimiz için sağlıkla, güzellikle ve bolca parayla gelsin kediciklerim. TÜM DİLEKLERİNİZ GERÇEKLEŞSİN! SİZLERİ SEVİYORUM💕



Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle!💓


2024 yılından küçük anılar













24 Ekim 2023 Salı

YONTULMUŞ AŞK

 

YONTULMUŞ AŞK



Herkese merhabalar! Ben geldim. Aslında geçen gün yazmam gerekti yeni yazıyı ama maalesef çok yorgundum ve olamadı. Bir de bu aralar aşırı yoğunum ama yoğunluk hep birbirini tekrarlıyor. Yani bütün günlerim aynı yoğunlukta ve birbirinin aynısı gibi geçtiği için yaşadığım sıra dışı bir şey yok şu aralar. Bu da tabi bana yazı için pek malzeme sunmuyor açıkçası. 

Ben de size ne anlatabileceğim konusunda tereddütteydim. Ama ben de hikaye bitmez kediciklerim... Size güzel bir hikaye anlatacağım. Hem de yunan mitolojisinden bir hikaye. Kahveleriniz, çaylarınız hazırsa hikayeme geçiyorum o zaman.



Anlatacağım hikayenin baş kahramanı 'Pygmalion'. Pygmalion çok meşhur bir heykeltıraştır. Bazı kaynaklarda da kendisinin Kıbrıs'ın Kralı olduğu da söylenmektedir. Pygmalion çok güzel heykeller yapan bir sanatçıdır. İşini çok sever ve işinde de oldukça başarılı olan Pygmalion hayatının aşkını henüz bulamamıştır. Yaşadığı yerdeki kadınlar Afrodit'e saygısızlık yapan ve bunun sonunda cezalandırılan kadınlardır. Bu kadınlar kötü ve oldukça sıradan kadınlardır. Bu yüzden de Pygmalion gönlünü kimseye kaptıramamış hatta onları ahlaksız fahişeler olarak görür, nefret eder. Pygmalion hep kötü bir zamana denk geldiğini, bu zamanın kadınlarının Afrodit'in gazabına uğramış sıradan, kötü kadın olarak düşünür durur. Bu zamanın kadınlarıyla yaşamaktansa yalnız yaşaması gerektiğini düşünür. Ama içten içe de sevme ve sevilme isteğine de karşı koyamaz. 


Bir gün fildişinden bir heykel yapmaya başlar. Bu heykel gün geçtikçe bir şekile dönüşmeye bu şekilde güzeller güzeli bir kadına bürünmeye başlar. Pygmalion adete sanatını konuşturur, adeta kusursuz bir kadın çıkartır ortaya. İşini bitirdiğinde kusursuz heykele bakamaya doyamayan Pygmalion sonunda kendi yaratmış olduğu heykelin güzelliğine teslim olur. Önce fildişinden bir heykele aşık olmasını saçma bulsa da elinde değildir Pymalion'un, aşık olmuştur bir kere. Heykele gerçek bir kadın gibi davranır. Ona elbiseler giydirir, mücevherler takar. Nadiren dışarı çıkan Pygmalion çıktığında ise elinde heykele almış olduğu mücevherler ve çiçeklerle geri döner. Hatta heykele bir de isim verir 'Galatea'. (Eski Yunancada 'süt beyazı anlamına gelir.)


Günlerce evden çıkmadan heykelle vakit geçiren Pygmalion sanki cevap verecekmiş gibi onunla konuşur, okşar yanlışlıkla bile olsa heykele sert dokunsa hemen ondan özür diler, heykeli incitmekten çok korkar. Heykelle konuşan Pygmalion'un halini şair Ovidius 'Dönüşümler' adlı eserinde şöyle bahseder: 

'' Tutuşmuş gönlü Pygmalion'un, dayanamaz olmuş. Sık sık sarılır, kucaklar, öperdi bu yontuyu. Bir fildişi olduğunu düşünmezdi bile. Öper, söyler, söyleşir, karşılık beklerdi ondan. Eli el, kolu kol sanır okşardı. Parmağıyla dokunsa incinir, üzülür diye korkardı. Bir olur yakınlık, bir olur ondan karşılık umardı.''

Pygmalion heykelle konuşmaktan delirecek noktasına gelmiştir. Bir tanrı olmadığını, heykelin canlanmadığını kabullenince Afrodit'in kutsal bir gününde adak adar. Pygmalion tüm Tanrılara ve Afrodit'e şöyle dua eder:

''Siz Tanrılar, bir kadın verin bana. Elinizden gelir bu. Benzesin bu fildişi kadına. Onun gibi olmasın, yardımcım olsun.''


Afrodit kendisine gelen tüm duaların arasında bu duaya kulak kesilir. Çünkü diğer ölümlülerin dualarından çok farklı bulur ve bu ölümlünün haline üzülür, yalnızlığını görür. Sonuçta aşkın en iyi değerini Afrodit bilir, aşksızlığında...

Afrodit, Pygmalion'a yardım etmeye karar verir. Pygmalion bir gün dışardan eve geldiğinde heykelde bir değişlik olduğunu fark eder. Fildişinden olma heykelin dudakları sert ve soğuk olması gerekirken sıcak ve yumuşak, yüzü al aldır. Ayrıca heykel Pygmalion'a gülümsüyordur. Pygmalion delirdiğini düşünürken heykelin bileklerine dokunur ve nabzının attığını fark eder. Pygmalion'un duaları kabul olmuş, heykel artık canlanmıştır. Heykelin tam dönüşümünü bekleyen yalnızca Pygmalion yoktur, Afrodit'in oğlu Eros da oradadır. Galatea tam dönüşümü gerçekleştirdiğinde Eros aşk okunu Galatea'ya atar ve Pygmalion'un tek taraflı aşkı birden güzel bir peri masalına döner. Hemen sonra Pygmalion ve Galatea evlenirler. Çok mutlu olurlar ve bir de çiftin erkek evlatları Paphos olur. 

Bu mitolojik öykü aslında bir çok filme, kitaba ilham kaynağı olmuştur. 


Bu mutlu son ile biten hikayemizde biraz sorunlar yok mu? Kusurlarıyla kimseyi kabul etmemeyi, ruhuna değil de görüntüsüne aşık olmayı, kusursuz aşkı ve en önemlisi de kadına ne istediği sorulmuyor bile. Galatea, Pygmalion yani yaratıcısına aşık olmasından başka bir şansı yok gibi.


Peki ya siz ne düşünüyorsunuz kediciklerim? 


Yeni yazıda görüşmek üzere💖

4 Ekim 2023 Çarşamba

KASEDİ BAŞA SARMAK

 KASEDİ BAŞA SARMAK



Öhöm öhöm ben geldim. Uzun zaman oldu. Halbuki en son yazımı sanki dün yayınlamışım gibi.... Neyse nerede kalmıştık en son? Balıkesir'de ailemin yanında doğum günümü kutluyordum. Kedilerimle ve sevdiğim insanlarla vakit geçiriyordum. Çok şey oldu. Hayatımda, rutinlerimde çok büyük değişimler oldu bu süreçte. Son 2-2.5 yıldır size çok açık oldum. Her şeyi ama en çok da asıl beni anlattım. Dönüp eski yazılarımı okudum da oldukça depresyonda gibi gözükmüşüm. Evet bir kısmında gerçekten öyleydi ama çoğu zaman ise sadece içinde bulunduğum bunaltıcı durumlardan dolayı can sıkkınlığı idi. Depresyonda olduğum zamanlar inan bana bilirim. Yıllardır depresyon ile uğraşan bir anneye sahibim. Benim ise uğraşmam gereken çok daha büyük bir sorunum var. Hipertimezi olan bir insan olarak diyebileceğim tek şey çok zor bir şey ile cebelleşmeniz. Çünkü herhangi bir olayı yaşadıysam ve bunun tekrarı olduğunda tetiklenmem. Bu eğer kötü bir olay ise travmaya dönmesi. Şöyle izah edeyim Yumoşu geçtiğimiz Ağustos ayının 26 sında kaybettim. Aslında bildiğimin aksine oğlumun durumu çok ciddiymiş. Ama ablam bana durumun kötü olduğunu söylemek istememiş. Onu da anlıyorum onu kurtarabilirim, yanında olmalıyım düşüncesiyle hemen Ankara'ya dönerdim. Durum o kadar vahiymiş ki kliniğe götürdüklerinde tavşanın durumunun kötü olduğu hatta daha fazla acı çekmemesi için uyutmayı teklif etmişler. Ablamda bunu kabul etmeyip benden saklamak istemiş. Ben Ankara'ya henüz gelmeden yani yoldayken Yumoş maalesef hayatını kaybetti. Sebebine gelecek olursak verdiğim pet otel hiç ama hiç ilgilenmemiş. Verdiğim mama kutuları hiç açılmamış bir şekilde ablama teslim edilmiş. Zor nefes alıyor, vücudunun her yeri yaralarla kaplı (Sarkoptik uyuz kapmış.), iç organları hasarlı, çok zayıf ve hareket edemeyecek durumdaymış. Hala bu konudan bahsedemiyorum çünkü ağlıyorum (yazıda bundan bahsederken de ağladı...).

 Hipertimezi ile alakası ne bu olayın diyecek olursanız Yumoş'un ölümü beni hep önceki hayvanlarımın hayatımdan gittikleri anları tekrar tekrar ve tekrar zihnimde dönmesini tetikledi. Aslında bu hep böyle. Kötü bir olay yaşamamın ardından tekrar benzer bir olay yaşadığımda beynim sürekli bütün anı arşivini önüme sunuyor. Bu da çok fazla acı çekmemi sağlıyor. Durum böyle. Her yazıda biraz daha derine inmemde beni o kadar çok şaşırtıyor ki...  

Bunun dışında böyle olmuyor, kendime bir çekin düzen vermem gerek diyerek hayatımda düzenlemeye gittim. Stajımdan arta kalan zamanlarda çok ciddi ders çalışıyorum. Hem diğer okulum için hem de gireceğim KPSS, ALES gibi sınavlarım için... Aynı zamanda 3 ayrı kurs alıyorum. Bunlar İngilizce, Yunanca ve dijital çizim. İngilizceyi almamın sebebi orta derece olan İngilizcemi en iyiye taşımak. Yunancayı ise zaman geçtikçe unuttuğumu ve tekrar etmem gerektiğini düşündüğüm için. Dijital çizim ise uzun zamandır tablette ve telefonda bir iki uygulamadan çizimler yapıyordum zaten. Fakat son yazımda bazı hayallerimin peşine düşmediğimi söylemiştim. Bunlardan bir tanesi de çocukluğumdan beri hep kendi çizgi romanımı çizmemdi. Bunun için bir adım atmak istedim. 

Yumoştan sonra artık bir hayvan sahiplenmeme kararı verdim. Çünkü artık kaldıramadığımı fark ettim. Bu üzücü olaylar elbet olacak ve ben tekrar tekrar yaşamayı kaldırabileceğimden emin değilim. Hem zaten bu görevi sağ olsun Halide üstleniyor. Evet benim biricik güzel kızım Eylül'ün ilk haftası doğum yaptı. 6 güzel bebeğimiz daha oldu! Babam onlarla ilgilendiği için aşırı mutlu. Ben henüz bebekleri göremedim.

Hayatımda daha bir çok değişim söz konusu. Ama bunları açıklamak henüz çok erken. Henüz zamanı değil. Bir de şu var! Düzenli yazı sistemime geri dönüyorum! Evet bu doğru. Uzun zamandır planlı bir şekilde yaşıyorum gerçi yaşamak için de mecbur gibiyim. Neyse hayatımı bu şekilde aşırı planlı yaşıyorum. Blog yazılarımı da tekrar düzenli hale getirmeye karar verdim fakat bu zamana beklememin sebebi biraz daha toparlanmak ve şu üzerimdeki yoğunluğu biraz hafifletmeyi beklemekti. Ama artık geri döndüm! Umarım beni özlemişsinizdir! Ben sizi çok özledim💕

 Eeee o zaman yeni yazıda görüşelim olur mu? Okuduğun için çok teşekkür ederim😽

21 Ağustos 2023 Pazartesi

21 AĞUSTOS

 '21 AĞUSTOS'



(Balıkesir, Altınoluk'un taş sokaklarında arkadaşlarıyla saatlerini aşık olduğu denizde harcayan, bir elinde sapanı diğer elinde sokaktan bulduğu herhangi bir hayvanla koşan küçük kıza ithafen yazılmıştır.)

99 depreminde çok korkmuş hamile olan annem normal bir doktor kontrolüne gittiğinde hiç beklemediği bir şey olmuş. Doktor' un  ''Acilen seni doğuma almalıyız. Bebek içerde ölmek üzere kordon boynuna dolanmış'' sözleriyle annem doğuma girmiş.

Mosmor bedeni, beyaza yakın sarı saçlar, boncuk boncuk kocaman mavi gözler...

Annem doğuma girmeden babama haber etmek, ben ameliyata giriyorum doğum çantasını getir demek için aramış. Tabi babam heyecan ve panikten hiçbir şey almadan gelmiş. Doğumdan sonra hastanenin verdiği örtüyle kalmışım. Annem çocuğumun giyecek bir kıyafeti yok diyerek ağlamaya başlayınca odadaki diğer bir anne benim bebeğimin  yedek kıyafetlerini giydirelim demiş. Ve ben doğar doğmaz erkek kıyafetleri giymişim.

Sarı lüle lüle saçlarımı annem hep uzatır kurdeleler takardı. Kırmızı renginde süslü elbiseler giydirirmiş bana. Anneme göre bana en çok yakışan renk kırmızıdır.

Evde bebeklerimle oynarken sokaklarda hep bir elimde sapanlar, bilyeler olurdu. Kuzenlerimle herkesi döver, arkadaşlarımla hep yaramazlıklar yapardım. 

Çok güzel bir çocukmuşum. Bir kere kaçırılmaya bile çalışılmışım. Aslında o günü az çok hatırlıyor gibiyim. Annem hep korkarmış bana nazar değmesinden. Ama annem haylazlıklarımdan da oldukça bıkarmış.

Bir gün rahmetlik anneannemin taklidini yapmaya kalmışım. Annem ile bir gün o zamanlar en sevdiğim yerlerden olan Ulus'a gitmişiz. Ulusta yürürken görme engelli anneannemin taklidini yaparak yolda yürümüşüm. Yanımızdan geçen insanlar ahlayıp vahlayınca annem bana dönüp bakmış ki kör taklidi yapıyorum. Tabi oyunculuklarım bunlarla da kalmıyor...

Ben ailemin 2. ve en son doğan çocuğum. Evin en küçüğü. 

Hiç istemezdim evin en küçüğü olmak.

Normal hayatta beni tanıyanlar asla beni evin içerisinde, aileme karşı tavırlarımda olsun beni tanıyamaz. İki benden oluşuyor gibiyim. Birinci ben; her zaman gülen, hiçbir şey umursamayan, aile bireylerini sürekli güldürmek için espriler yapan. İkinci ben ise asıl ben. Maskemin olmadığı zamanda ben. Daha ciddi. Her zaman sevecen ama bunu o kadar da belli etmeyen. Sevgisini hareketleriyle gösteren, çok fazla dile getirmeyen bir ben. Bazen birinci benden bunalan maskesinin altında ezilen bir ben. 

Bazı zamanlar evin neşesini oluşturmaya çalışmak beni o kadar yoruyor ki...

Hemen ardından da ebeveynlere ebeveynlik yapan bir ben var.

Ablamla ben o kadar uğraştık ki. Babamızın özgür ruhluluğu, annemizin doruklarında yaşama durumları ve en önemlisi depresyonu... Doğduğumuzdan beri sırtlanmamız gereken bir durum oldu. Kendimizin ebeveyn olma durumu. 

Haksızlık edemem. Güçlü, bize nasıl yaşamamız gerektiğini öğreten iyi bir annemiz vardı başımızda. Babasızda yaşanılabilmeyi öğreten bir babamız. İki ayrı karakterden oluşan iki ayrı kız çocukları. En küçüğü de ben. Hep hırçın, saldırgan, güçlü ama bir o kadarda kırılgan, asla zayıf noktalarını belli etmeyen, sevgiden korkan, aşırı sevgisinden kıskanan. 

Büyüdük be küçüğüm. Ama çok şey başardık. Çok da başarısız olduk. Yine de ayağa kalkmayı bildik. Aşık olduğumuz, keşfine doyamadığımız o deniz bana hüzünlü bakıyor. Halbuki eskiden yalnızca eğlenceyi hatırlatırdı bize. O çok sevdiğimiz Ege denizine benzedik büyüdükçe. Sert dalgaları, bedenimizi döven soğukluğu bize işledi. Üstümüzdeki ağırlıkları teker teker denizin dibine gönderdik. Karşımda durmuş küçük beni hayal ediyorum bazen. Uzun sarı saçları, kırmızı elbisesi, koyu yeşil ve kahve gözleriyle şaşkınca beni izlerken. Nasıl büyüdüğüne hayret edercesine. Onunla konuştuğumu düşünüyorum.

Özür dilerim.

Çok özür dilerim.

Hayallerimizden vazgeçtiğim için, insanların niyetlerini çözemediğim için. Ve en çok da kendime, bize veremediğim değer için özür dilerim.

Ama ben şuan mutluyum. Gerçekten mutluyum. 

Sadece eskiden olduğu gibi, eski benin mutlu olduğu zamanları çok özlesem de mutluyum.

Çok şey kaybettik. 

Sevdiğimiz insanları, hayvanlarımızı, hayallerimizi. Bazen kendimizi.

Ama çok da güçlüydük. Hala da öyleyiz. 

Ve biz küçüğüm artık 24 yaşındayız.

 

20 Ağustos 2023 Pazar

SÜREKLİ GÜÇLÜ MÜ OLMAK ZORUNDAYIM?



 SÜREKLİ GÜÇLÜ MÜ OLMAK ZORUNDAYIM?



NOT: BU YAZI AĞUSTOSUN 8'İNDE YAZILDI.YENİ DEĞİL AMA PAYLAŞMA CESARETİNİ KENDİMDE BULAMADIM. ŞUAN ÇOK DAHA İYİYİM. POZİTİF YÖNDE İLERLİYOR HER ŞEY (UMARIM). 

Herkese yeni bir yazıdan merhabalar. Aslında buraya yazı yazmıştım haftalar öncesinde ama paylaşamadım...Sağlık sıkıntılarım, hayvanlarım derken baya bi konularla uğraşmak durumunda kaldım. Çok isterdim size evimin balkonuna oturmuş, deniz manzarası ve ayağımın dibinde uyuyan kedilerimin vermiş olduğu huzur ile yazayım bu yazıyı. Maalesef hayatım şu aralar huzurdan oldukça uzak. İçimdeki ateş sönmüyor bu yüzden de aylarca eve dönmeyi beklediğim evimin tadını çıkaramaz oldum. Her şeyi anlatacağım. Soğuk kahve ve çaylarınız hazır mı? 

(Geçmeden hemen önce size teşekkür etmek istiyorum. Bir önceki yazım olan ''Yumoş Bir Hayat'' 1674 okunmaya ulaştı. Bunun için çok teşekkür ederim. Bu senenin rekorunu kırdık gibi gözüküyor. Sağ olun kediciklerim...)

Ablam evlendi. Kendine bir yuva, aile kurması elbette mutluluk verici. Ama bazen o boş odasından çıkacakmış gibi düşünüyorum ve bu beni biraz üzüyor. Ablam evlenirken ağlamadım. Sonrasında da. Annem içime attığımı, saklandığımı söylüyor. Belki de öyledir ya da değildir. Bayramdan sonra Balıkesir'e döndüm. İlk başlarda çok iyiydi. Kafamı boşaltıyor, vücudumu dinlendiriyordum. Çok stresli bir dönemi arkamda bırakmıştım bu yüzden de kendime odaklanmaya çalışıyordum. Derken 26 Temmuz tarihinde yürüyüş yaparken gece yolun kenarında kedilerimizden bir tanesi (Reis) yatmış bir halde gördüm. Seslendiğimde yerinden kalkmadı. Normalde sesimi duysa koşarak gelirdi. Bu sefer sesimi duyar duymaz ağlamaya başlamıştı oğlum. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım elbette. Kuzenime acilen annemi çağırmasını söyledim ve koşarak eve gidip havlu getirdim. Anladığım kadarıyla Reis bir şeyden dolayı ayağa kalkamıyordu. Tam ne olduğunu anlayana kadar kıpırdatmadan havluyla alıp eve getirmem gerektiğini düşündüm. O sırada annem geldi, kediyi kucağına aldığı gibi hayvan bir slime gibi düştü. Anneme güvenemediğim için bu sefer ben kucağıma alıp eve getirdim. Getirirken Reis o can havliyle sağ olumu ısırdı. Neyse bir pet box'a koyup odama koydum. Ertesi sabahta kliniğe götürdüm. İlk başta Edremit'e gittim röntgende bir şey çıkmadı dediler. Algılayamadım. Çünkü hayvanımın arka iki patisi de tutmuyordu. Onlara güvenmeyi İvrindi'ye götürdüm kediyi. Kedime araba çarpmış ve belinden iki kemik kırılmış. Arka patilerini kullanamamasının sebebi de buymuş. Hala klinikte. 27 Temmuzdan beri... Ölüm riski yok şuan. Zaten her zaman çok güçlüydü benim oğlum. Bir ay sonra alabileceğimizi söyledi hekim. 

Hani Reis benim kolumu ısırdı demiştim ya. İlk 3 saat umurumda olmadı. Hayvanımın başında ağlamaktan, onun acısını çekmekten kolumun farkında bile değildim. Kolumun kanaması dursa da çok fena şişmişti 3 saat içerisinde. Hemen hastaneye gittik. Ve gece 4'e kadar hastanede kaldım. Reis o can havli ile baya bir derin ısırmış ve kolum içeriden enfeksiyon kapmış. 10 gün boyunca ilaçlar ile kolumdan bütün vücuduma yayılmasını önledik. Tabi bu süreçte denize falan girmem yasaktı. Zaten kolumda balon gibi şişmiş, ateşten günlerce yataktan çıkamamıştım.

Yumoş'u eve getirmedim. Kendisi Ankara'da kaldı. Arkadaşım zannetiğim birisinin aracılığıyla bir tane pet otele bırakmıştım. Ama sonrasında işler sarpa sardı. Yumoş hasta oldu. Pet otel ile daha sonrasında da arkadaşım dediğim insan müsveddesi ile karakolluk olduk. İki aylık anlaşma yapmıştık ama bir ay dolar dolmaz Yumoşu almak durumunda kaldık. Şuan Yumoş iyi. Ablamlar bakıyor. Tabi bu süreç anlattığım kadar kolay geçmedi maalesef. Tam bir hafta benim sürekli ağlamalarım, sinir krizleri geçirmelerim derken geri mi dönsem, bakacak kimi bulsam.. Bu düşünceler içerisinde boğuldum. Şuan iyiyim. Yani iyi gibiyim. 

Neyse mezun oldum bu arada! Artık işsiz bir üniversite mezunuyum ksmjhbjk şaka bir yana hayat çok ilginç. Daha dün gibi ilk okula gidişim. Ne hayaller, ne umutlar... Biten, devam eden arkadaşlıklar, berbat üniversite sevgililiklerim, flörtlerim derken bitti işte. Tabi bana da anlatacak bolca maceralarıyla. 

Onun dışında anlatmadığım bir şey kaldı mı? Hıh Halide yine hamile... Evet benim kızım yine karnı burnunda ayaklarımın dibinde onuncu rüyasında. 

Burada yokken hayatımda bunlar yaşanıyordu... Benim için baya zorlu, depresif ama bir o kadarda eğlence doluydu. Eğlenceli kısımlar da bir diğer yazıda olsun o zaman😽 Güzellikle kalın o zamana kadar.💗

Yarın doğum günün yazım olan ''21 AĞUSTOS'' gelecek. Bu yazı önceki yazılardan biraz farklı. Sizinle konuşmaktan ziyade kendimle konuştuğum bir yazı oldu. Doğum günümün şerefine yarın gelecek...


Benimle iletişim halinde olmanız için tumblr hesabım👇

https://www.tumblr.com/zaundangeldim

 Wattpad profil linkim👇

https://www.wattpad.com/user/MelinoeJr



13 Haziran 2023 Salı

YUMOŞ BİR HAYAT

 Yumoş Bir Hayat


Herkese merhabalar! Yeni yazı atmayalı ne kadar zaman olmuş öyle yahu... Özlemişim. Öncelikle sınavlarımdı, tezimdi bir de hayatımı düzene oturtma derken uzun bir zamanımı aldı. Konuşacağımız bir sürü şey var! Eee kahvelerinizi çayınızı hazırladıysanız muhabbet etmeye hazırız.





Bir buçuk ay önce ablamın düğünü için elbise almaya diye çıktığımızda bir pet shopun önünden geçerken annemin ''Aaaa o nasıl yatıyor öyle?'' demesiyle kaldırımın kenarında durakaldık. Uzun açık sarı gri tüyleri, küçük suratı, gri-mavi boncuk gibi gözleriyle bize bakıyordu. Pet shop sahibi adam yanımıza geldi. Bu ne hayvanı? dedim. Cidden neydi bu hayvan?

Hollanda Lop Tavşanı dedi. Aaa böyle tavşan mı olur dememle hayvanı kucağıma verdi. Asla aklımın ucundan bir tavşanımın olması geçmezdi. Ama ne derler bilirsiniz, hayat sana her zaman sürprizler sunar. Kucağıma alır almaz benimle geliyorsun küçük adam dedim ve onu hemen satın aldım. Çok karşıyım bir hayvanı parayla almaya. Hem de çok. Ama onu küçücük kafesine sığmaya çalışırken, pisliğinin üzerine yatmaya çalıştığını görünce dayanamadım. Onu o kafeste bırakamazdım. 

Böylece Yumoş bir daha kafeste kitli kalmadı...

O kadar özgün bir hayvan ki. Köpek gibi nereye gidersem peşimden geliyor, tuvalet kapısında benim çıkmamı bekliyor, yatağıma zıplayıp uyandırana kadar beni yalıyor. Evin yeni maskotu. Herkes onu çok seviyor. Bazen öyle bir şey yapıyor ki beni şirinliğiyle ağlatabiliyor. Şuan bile bunu yazarken gözüm dolu dolu. 

Başta dedim ki ablamın evlenmesine üzülen annemle babama alayım. Yeni uğraşları olur, benim üzerime bu kadar düşmezler falan. Ama Yumoş'a bağlanan en çok ben oldum. Bazı hareketleri aynı Tomris. Bu aklıma gelince delirmiş gibi hissediyorum. Sanki Tomris bana tavşan bedeninde geri gelmiş gibi...

Ah tabi bir de her gün  ilaç kullanır oldum. Çünkü tavşana alerjim varmış😅😅😅

Doktor kontrolünde her gün kullanmam gereken ilaçlarım var. İlaçlar sadece kaşınmamı önlüyor. Ama bedenimde çıkan kırmızı benekleri önleyemiyor maalesef... Tekrar bi doktora gitmem gerek. Bu da bana oğluşumun küçük hediyesi...

Mezun olmama tam iki hafta kaldı bu arada.

O yüzden biraz sevinsem de içim biraz buruk. Gözümün önüne okul anılarım, ev arkadaşımla, okul arkadaşlarımla yaşadığımız saçma ama bir o kadar da güzel zamanlar geliyor...

Ve artık büyüdüğümün resmen kanıtı!

Gelecek kaygımda tavan tabi bu durumda. 

Bir yandan da başka bir hayata atılma heyecanı da var. 


Son zamanlarda büyük kuzenimin sağlık sorunlarıyla kafamız meşguliyet içerisindeydi. Kendimi hep üzgün hissettiğim bir zamandan geçtim. Buraya da yansıtmamak için de yazılarımı hep erteledim. Şuan iyi. Hastaneden çıktı (11 gün hastanede yatmak zorunda kaldı. Aslında daha uzun kalması gerekti ama kendisini daha fazla hastanede tutamadık.). Korktuğumuz gibi kanser olmadığını da öğrendik. Bu bizi elbette rahatlattı. 

Ben de bu sıralar sınavlarıma, ödevlerime, tezime yoğunlaştım. Daha doğrusu yoğunlaşmaya çalıştım. 

Bunların dışında ablamın düğünü de geldi çattı artık...

Tek kardeşimde evden uçuyor artık. Kendine yeni bir aile kuruyor. Bunun heyecanı ve hafif burukluğu içerisindeyim. Onu düşündüğünden çok seviyorum. Bu da beni yıpratıyor. Öyle olduğumu belli etmesem de birilerine çok çabuk bağlanan biri oldum hep. Bu da beni yeri geldiğinde oldukça yıpratabiliyor. Ama bunu da halledeceğiz yahu! Bunun da üstesinden geliriz eyvallah!


Öyle biraz da olsa sizinle muhabbet etmek istedim. Bu iki haftayı da atlatayım tamamıyla dönerim artık. Okul bitiyor, ablamın düğünü de olmuş oluyor artık. Burada bol bol konuşuruz dimi?

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle...💖 

YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...