12 Mart 2025 Çarşamba

ROMANTİZM AŞIĞI KEDİ

 Romantizm Aşığı Kedi





(İncir ile olduğum fotoğraflarımı uygulamada anime haline getirdim. Bir süre blogda bu hallerimizi görebilirsiniz. 30$ verdim. O yüzden sizi biraz bu görsellerle darlayabilirim.)



Herkese merhabalar!! Az önce tumblr hesabımda şöyle bir yazı paylaştım👇 ve aklıma 'blogta neden böyle bir yazı yazmıyorum ki?' diye bir düşünce geldi.



Harbiden son zamanlarda neden bu kadar romantizme takmıştım? Beni bu kadar içine çeken ne? Bu soruları kendime sorarken biraz araştırmaya başladım. Bulduklarımı da buraya yazarak ve sevdiğim aşk hikayelerimi de size anlatmak  istedim.(Çok devrik bir cümle oldu ama saat 05.23 lütfen anlayış gösterin) Biliyorsunuz bir şeyler anlatmak bu hayatta en sevdiğim şey kediciklerim!

O zamannn bugün ki konumuz 'ROMANTİZM' olsun mu? Ee olsun o zaman. 

Romantizm, yalnızca aşkın anlatıldığı bir tür değil, insanın en temel duygularına hitap eden bir anlatım biçimidir. Bizi mutlu eden, hüzünlendiren, heyecanlandıran, hatta bazen ağlatan aşk hikayeleri aslında iç dünyamızla, hayallerimizle ve özlemlerimizle doğrudan bağlantılı. Bugün romantizm, Animelerden Hollywood filmlerine, dizilerden romanlara kadar geniş bir yelpazeye sahip. Romantizmin en eski örnekleri mitolojilerde saklı. Yunan, Mısır, Hint ve İskandinav mitolojileri, aşkın ilahi ve trajik yönlerini anlatan sayısız hikaye ile dolu. Aşk Yunan mitolojisinde o kadar önemli bir yerde ki Aşkın en güçlü temsilcisi olan Afrodit ve oğlu Eros mitolojide önemli bir rol oynar. O zaman yazıma Eros'tan başlayalım. 

Eros, bir ölümlü olan Psyche'ye aşık olur ve onu Afrodit'ten korumak için gizlice saraya yerleştirir. Sadece karanlıkta buluşan Eros ve Pysche, birbirlerine aşık olurlar. Fakat Eros yüzünü hiç Psyche'ye göstermez. Karedşlerinin dolduruşuna gelen Psyche bir gün gizlice gece lambasını Eros'un yüzüne yaklaştırır ve ona bakar. Erosumuz gece lambasının ışığıyla uyandığı gibi karşısında Psyche'yi görür ve kendini ihanete  uğramış hisseder ve onu terk eder. Bir daha Eros'u göremeyen Psychemizi ise bir ölümlü olarak oldukça zorlu yollar bekler. Sevdiği adama ulaşma çabasını gören Zeus ise buna kayıtsız kalamaz ve onunla birlikte olmaya zorlar. Şaka şaka skjfhj böyle bir şey olmaz elbet. Neyse konumuza geri dönelim. Kayıtsız kalamayan Zeus Pysche'ye ölümsüzlük bahşeder ve Eros ile Pysche ikilisi evlenir. Bunu size niye anlattım bilmiyorum cidden ama benim sevdiğim hikayelerden bir tanesidir. Bu hikaye mitolojide güven ve sabrın aşk için ne kadar önemli olduğundan bahseder insanoğluna. 

Romantizm, bize sadece bir aşk hikayesi anlatmaz. Aynı zamanda aşkın, sevginin, bağlılığın ve kaybın doğasını da sorgulatır. Okuduğumuz ya da izlediğimiz karakterlerin ilişkilerini değerlendirirken, kendimizi de işin içine katıp analiz ederiz. ''Ben böyle bir aşk ister miyim?'', ''Aşta gerçekten önemli olan nedir?'' ya da ''Benim için doğru kişi kim?'' gibi.

Benim en sevdiğim aşk hikayesi size daha önceden de bahsetmiş olduğum Yunan mitolojisinden alınmış Madeline Miller'ın yazmış olduğu 'Ben Kirke' kitabıdır. Bu hikaye zaten benim mitoloji de favori hikayelerim arasında hep baştadır. Ama anlatış tarzı, hikayeye bağlı kalışı olsun bayıldığım noktalar arasındadır! Kirke hikayemizin başında ne kadar güçlü bir ailesinin kızı olsa da Tanrıların arasında yalnız kalmış bir çocuk. Güneş Tanrısı Helios ve bir deniz perisi olan Perseis'in kızı olan Kirke, diğer tanrılar ve tiranlar kadar ne güçlü ne de güzel değildir.Bu yüzden de hep yetersiz olarak hissettirilir. Ölümsüzlüğü olan ama sıradan görünen bu genç kız farkında olmadan bir gücünü keşfeder. Büyü. Tanrılar doğuştan güçlülerle dolatılmışken, Kirke büyüyü öğrenerek ve çalışarak kaderini kendisi şekillendirmeye başlar. 

Artık genç bir kız olan Kirke, ölümlü bir çoban olan Glaukos' a aşık olur.Glaukos 'Keşke güçlü biri olsaydım o zaman hem ölümsüz olur sonsuza dek seninle yaşar, hem de seni her şeyden korurdum' demesi üzerine Kirke ona büyü yapar. Ancak Glaukos, bir tanrıya dönüştüğünde Kirke yerine güzel bir deniz perisi olan Scylla'yı tercih eder. Kirke , kıskançlığından Scylla'ya büyü yapar ve onu canavara dönüştürür ve büyük bir ceza alır. Kitapta bu olayla ilgili Kirke'nin çok iyi bir lafı vardır: ''Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.'' Evet, Kirke ilk büyüsünü sevdiği adama onu tanrıya çevirmek için yapmış, ikinci büyüsünü ise sevdiği adam tarafından ihanete uğrayınca kıskançlığından yapmıştı. Aiaia adasına sürgüne gönderilir. Bu bir ceza gibi görünse de aslında Kirke için bir özlüğün başlangıcıdır. Artık tanrıların koymuş oldukları kurallarından uzakta, kendi büyüsünü geliştireceği, kendini tanıyabileceği bir dünyaya sahip olma fırsatıdır.

Kirke, Aiaia'da yaşamaya başlar ve burada büyücülüğünü geliştirir. Bitkilerle, doğayla ve hayvanlarla iç içe bir yaşam kurar. Adaya uğrayana denizcileri domuza çevirerek dünyasını korur. Ancak zamanla yalnızlığı git gide ağır basmaya başlar. Ziyaretçileri arasında Tanrı Hermes ( ada dışında dış dünyayla alakalı olup biten her haberi Hermesten alır. Hermes onun eğlenceli vakit geçirmesini sağlayan sevgilisi haline gelir.), korkunç Minotor'un annesi Pasiphae, Girit Kralı Minos, Truva Savaşı kahramanı Daedalus ve elbette Odysseus vardır. Kirke bu süre zarfında yalnızca bir büyücü olarak değil, aynı zamanda kadın olarak da kendini tanır ve güçlenir. 

Odysseus, Troya Savaşından dönerken adaya gelir. Odysseus'un kurnaz zekası ve yorgun ruhuna hayran kalan Kirke (aslında kendini görüyor adamda)ona yardım eder ve aralarında güçlü bir bağ oluşur. Bir süre adada birlikte yaşasalar da Odysseus İthaka'ya geri döner. Ancak oğulları Telegonos (Telemakhos), Odysseus adadan ayrıldıktan sonra dünyaya gelir. O kadar üzücü ki Kirke tek başına adada Telegonos'u büyüttü ve Odysseus onun varlığını hiçbir zaman öğrenmedi. ( Hatta mitolojide daha sonrasında Telegonos büyüyüp babasını aramak için İthaka'ya gittiğinde, kaderin cilvesi Odysseus'u yanlışlıkla öldürüyor. Bu olay bence mitolojinin en trajik baba-oğul ilişkisi)(Bir de mitolojide bir oğulları daha vardır Latinus. Ama kitapta bahsetdilmedi diye ben de girmedim hiç konuya.)

Kirke bu ayrılığ kabullenir ve artık kendi hayatını kendi yönetmeye bvaşlar. Odysseus'tan sonra bile Kirke'nin hikayesi devam eder. Oğlu Telegonos'u (Telemakhos) büyütür, kendi kaderini çizer ve en sonunda tanrısallığını sorgulayarak ölümlü olmayı seçer...

Ben Kirke'nin bu kendi kaderini çizen bu dik duruşuna, erkek kahramanların gölgesinde kalmak yerine, kendi hikayesini yaratmasına hayranım dostlar. Kadınların tarih boyunca susturulmasına (Tanrı bile olsanız), yalnız bırakılmasına ve dışlanmasına karşı Kirke güçlü bir ses olmuştur. 

Şimdi romantizm'den nerelere geldi bu konu? Ben size neden bunu anlattım? Hemen cevabını vereyim.

Romantik hikayelerde genellikle aşk, kahramanların birbirlerine kavuşmasıyla sonlanır. Ancak Kirke için aşk, birine bağlanmaktan çok, kendi yolunu çizerken sevmek ve sevilmekle ilgili.

Genç ve deneyimsizken ölümlü bir adama aşık olması, onun sadakatsizliğini ve yüzeyselliğini fark ettiğinde aşkın bir zayıflık olmadığını, yanlış birine duyulan bir aşkın insanı nasıl kör edebileceğini öğrenir. Hermesle yaşadığı ilişki saf fiziksel çekim ve eğlence doludur. Odysseus'un ona getirdiği aşk daha entelektüel ve derin bir bağdır. Ne kadar ona aşık ve hayran olsa da Odysses'un kalıcı olmadığını bilir ve onun gitmesine izin verir. Hatta ona nasıl gideceği konusunda da yardımcı olur. Çünkü aşkı bir bağlılık zinciri olarak görmez. 

Kirke, romantizmi sahiplenmek ya da birine bağımlı olmak olarak değil, seçme özgürlüğü olarak yaşar. Aşk, onu tamamlayan bir şey değil, sadece onun özgürlüğüne eşlik eden bir duygu haline gelir.


Benim Kirke'yi sevmemin bir diğer nedeni de aşka ve romantizme olan bakış açısıdır. Bunu da size anlatmadan - hele ki bu yazıda- geçemezdim. Yeni bir yazıda tekrar görüşmek dileğiyle! 


💓





Ayağa kalkıp karşısında durdum. ''Söylesene' 'dedim, ''babanın zehirlerim konusunda haklı olmadığını nereden biliyorsun? Sana oturduğun yerde iksir vermeyeceğimi nereden biliyorsun?'' 
''Bilmiyorum.''
''Yine de burada kalmaya cesaret edecek misin?''
''Ben her şeye cesaret ederim.'' dedi Hermes.
İşte böyle sevgili olduk.

-Syf,99.


(Bu arada küçük bir not ben her zaman Kirke'yi Hermes ile yakıştırırım. Kim böyle bir Tanrı'ya hayır der ki!)

(Bu arada tekrar küçük bir not daha mitolojide Kirke ve Hermes'in de iki oğlu olduğundan bahseder. Bunlar Faustus ve Agrius'dur. Kraliçe Hermes'i de es geçmemiş yanii suadhfjkslk)

YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...