BİR KEDİNİN HATIRA DEFTERİ
Şuan ödev yapması, kitap özetleriyle uğraşması gereken bu pisi neden burada diye düşünürseniz dolar arttı ve blogdan gelecek parayı dört gözle beklememle asla bir alakası yok. 😹
Sadece şu zamanlarda her sene ne yapıyorsam onu yapmıyorum.
Bu yakınma ya da iç burukluğu değil elbette ama alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçebilen ve kendi ortamından dışarı çıkabilen biri olamadım hiç.
Belki de bundan kaynaklı.
Ankara'nın sonbaharı denilen bir güzellik var ortada. O kadar güzel ki bu şehri sevmem için tek neden herhalde. Otobüsle ya da bisikletle gittiğim Kuğulu parkının karşısından o güzel dükkanlardan makaron ya da güzel Ankara simidinin yanında kahveni yudumlayarak Kuğulu parkta oturur kitabını okursun. O kadar güzel ki... Canım bunu aşerip duruyor gerçekten.
O güzel an da hangi kitaplar okunur peki?
Ben herhalde her zaman başucu kitaplarımdan olan Gogol'un Bir Delinin Hatıra Defteri kitabını çantama atmıştım kesin.
Bu Ukrayna asıllı Rus yazar ile tanışmam ilk okulda dayımın kütüphanesinde görmemle oldu.
Okumayı geç söksem de kitaplara aşık olmuştum bile o zamanlar. Öğretmen olan dayımın yatak odasındaki duvarını boylu boyunca kaplayan o kitaplık benim gözümde Alice'in Harikalar Diyarı gibi idi. O kadar hayrandım ki.
Kitaplık dev gibiydi ona hayrandım.
Bu kitapları okuyan dayıma ayrı bir hayrandım o zaman.
Başta Nikolay Gogol okumama izin vermeyen dayım, '' Yaşın küçük kızım, bak orada daha güzelleri var'' dese de kitaplığından çalınca bir şey diyemedi tabi ki.
İlk o zaman okuyup bir halt anlamasam da daha sonra orta okulumun karşısındaki neredeyse her gün uğradığım kitapçıda tekrar karşılaşıp almamla tekrar yollarımız kesişti. Bir Delinin Hatıra Defterinden sonra Palto, Fayton, Burun, Ölü Canlar, Viy...
Dostoyevski'nin ''Hepimiz Gogol'un Paltosundan çıktık'' diyerek yücelttiği bu yazar'ın beni etkileyen en büyük yanı ise yaşamının son zamanlarında yazdığı bazı yazılar sebebiyle bütün arkadaşları onu terk etmiş ve zaten çeşitli ruh hastalıklarıyla boğuşan Gogol, 1842 yılında depresyona girmiş, yemek yememiş ve 10 gün içinde kendini ölüme teslim etmiş.
Bir Delinin Hatıra Defteri benim için ayrı bir buruk.
Aşık olduğu kızın koruma subayı ile evlendiğini duyan kalem memurunun deliliğe savrulmasıdır konu.
Sıklıkla yazdığı defterine duyduğu acıdan kaynaklı ara ara yazmaya başlamış ve hatta zaman kavramını yitirmiş bir adam...
''Yıl 2000, Nisan'ın 43'ü''
''Mart Aralık, ayın 86'sı. Gündüzle gece arası.''
''Herhangi bir ay. Gün belli değil.''
''Ay'ı hatırlamıyorum. Gün yok.
Bir şey var... Ama onun da ne olduğu belli değil.''
Hep günlük yazmayı çok sevmişimdir.
Bu blog'un varlığının bir nedeni de bu aslında.
Yazdığınız, yaşadığınız günleri okumak o kadar rahatlatıyor ki sizi. Ben ne kötü şeyler atlatmışım. Ben nasıl başarılı olmuşum. O zaman hatalıymışım. Bu insandan ta o zaman uzak durmalıymışım. İyi ki bu günü yaşamışım. Diyebilmek...
O zaman benden size bir tavsiye, gidin ve kendinize bir Nikolay Gogol kitabı alın.💗
Geçen yazdığım metin 324 okunma oranına ulaşmış 😻
Okuduğun için Çoook Teşekkürler!
O zaman kitap da geçen bir şiirle veda edeyim:
Bir saatçik görmesem sevdiceğimi
Bir yıldır görmemişim gibi gelir
Böyle kin duyarak yaşamaya
Sorarım, yaşamak mı denir?
Herhalde Puşkin'in.
ありがとう
https://www.tumblr.com/blog/tomriss