30 Ekim 2020 Cuma

BİR KEDİNİN HATIRA DEFTERİ

                                                                                                                                   

BİR KEDİNİN HATIRA DEFTERİ 


 Şuan ödev yapması, kitap özetleriyle uğraşması gereken bu pisi neden burada diye düşünürseniz dolar arttı ve blogdan gelecek parayı dört gözle beklememle asla bir alakası yok. 😹


Sadece şu zamanlarda her sene ne yapıyorsam onu yapmıyorum.
 Bu yakınma ya da iç burukluğu değil elbette ama alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçebilen ve kendi ortamından dışarı çıkabilen biri olamadım hiç. 
Belki de bundan kaynaklı. 



Ankara'nın sonbaharı denilen bir güzellik var ortada. O kadar güzel ki bu şehri sevmem için tek neden herhalde. Otobüsle ya da bisikletle gittiğim Kuğulu parkının karşısından o güzel dükkanlardan makaron ya da güzel Ankara simidinin yanında kahveni yudumlayarak Kuğulu parkta oturur kitabını okursun. O kadar güzel ki... Canım bunu aşerip duruyor gerçekten. 

O güzel an da hangi kitaplar okunur peki?
 Ben herhalde her zaman başucu kitaplarımdan olan Gogol'un Bir Delinin Hatıra Defteri kitabını çantama atmıştım kesin. 

Bu Ukrayna asıllı Rus yazar ile tanışmam ilk okulda dayımın kütüphanesinde görmemle oldu. 
Okumayı geç söksem de kitaplara aşık olmuştum bile o zamanlar. Öğretmen olan dayımın yatak odasındaki duvarını boylu boyunca kaplayan o kitaplık benim gözümde Alice'in Harikalar Diyarı gibi idi.  O kadar hayrandım ki.

 Kitaplık dev gibiydi ona hayrandım. 

Bu kitapları okuyan dayıma ayrı bir hayrandım o zaman. 

Başta Nikolay Gogol okumama izin vermeyen dayım, '' Yaşın küçük kızım, bak orada daha güzelleri var'' dese de kitaplığından çalınca bir şey diyemedi tabi ki.
İlk o zaman okuyup bir halt anlamasam da daha sonra orta okulumun karşısındaki neredeyse her gün uğradığım kitapçıda tekrar karşılaşıp almamla tekrar yollarımız kesişti. Bir Delinin Hatıra Defterinden sonra Palto, Fayton, Burun, Ölü Canlar, Viy...

Dostoyevski'nin ''Hepimiz Gogol'un Paltosundan çıktık'' diyerek yücelttiği bu yazar'ın beni etkileyen en büyük yanı ise yaşamının son zamanlarında yazdığı bazı yazılar sebebiyle bütün arkadaşları onu terk etmiş ve zaten çeşitli ruh hastalıklarıyla boğuşan Gogol, 1842 yılında depresyona girmiş, yemek yememiş ve 10 gün içinde kendini ölüme teslim etmiş.

Bir Delinin Hatıra Defteri benim için ayrı bir buruk.

 Aşık olduğu kızın koruma subayı ile evlendiğini duyan kalem memurunun deliliğe savrulmasıdır konu. 
Sıklıkla yazdığı defterine duyduğu acıdan kaynaklı ara ara yazmaya başlamış ve hatta zaman kavramını yitirmiş bir adam...

''Yıl 2000, Nisan'ın 43'ü''

''Mart Aralık, ayın 86'sı. Gündüzle gece arası.''

''Herhangi bir ay. Gün belli değil.''

''Ay'ı hatırlamıyorum. Gün yok.
 Bir şey var... Ama onun da ne olduğu belli değil.''

Hep günlük yazmayı çok sevmişimdir.

 Bu blog'un varlığının bir nedeni de bu aslında.

Yazdığınız, yaşadığınız günleri okumak o kadar rahatlatıyor ki sizi. Ben ne kötü şeyler atlatmışım. Ben nasıl başarılı olmuşum. O zaman hatalıymışım. Bu insandan ta o zaman uzak durmalıymışım. İyi ki bu günü yaşamışım. Diyebilmek...

O zaman benden size bir tavsiye, gidin ve kendinize bir Nikolay Gogol kitabı alın.💗

Geçen yazdığım metin 324 okunma oranına ulaşmış 😻

Okuduğun için Çoook Teşekkürler!

O zaman kitap da geçen bir şiirle veda edeyim:


Bir saatçik görmesem sevdiceğimi

Bir yıldır görmemişim gibi gelir

Böyle kin duyarak yaşamaya 

Sorarım, yaşamak mı denir?

Herhalde Puşkin'in.






ありがとう

https://www.tumblr.com/blog/tomriss




 


16 Ekim 2020 Cuma

SUYA DÜŞEN PİSİCİK

                                                     

.SUYA DÜŞEN PİSİCİK.


SUYA DÜŞEN PİSİCİK

Herkese merhaba! Öncelikle uzuun bir süredir yoktum. Bunun sebebi yeter yaa diyip pılımı pırtımı toplayıp Balıkesire gelip biraz inime çekilmekle idi. - Bu arada asla öyle olmadı annemgil hadi gidiyoruz kızım yanına fazla eşya alma demesiyle gelmiş olsam da siz öyle sanın.- 
Neyse işte Temmuz ayından beri Balıkesirdeyim ki bu benim için bir ilk. Bu kadar uzun süre kalmam benim için imkansız gibi bir şeydi ama insanoğlu işte büyük ye büyük konuşma. Açıkçası bu aralar benim için karışık bir dönem millet. Her şeyimle yetemiyorum gibi geliyor değer verdiğim insana, insanlara. 
İnsanlar illa sizin çabalarınızı ağzınızdan duymak zorunda mı?

Yani size canı gönülden inanmaları bu kadar zor mu?

Bilemiyorum... Galiba zor geliyor.

Kendimi en çok ifade ettiğimi zannettiğimde insanlar bana tam aksiyle geliyor sanki.

SÜTÜYLE KAFA BULAN KEDİ

Biraz iç döktükten sonra gelelim anılar kısmına. Eveet! 


Tekrar yapmak istediğiniz şeyler var mı bu hayatta? Tekrar ve tekrar o ana gitmek istediğiniz bir an?. Ben bunu düşündüğümde gözümün önüne gelen ilk anımı anlatmak istiyorum sizlere.



Lise de okurken, mahallemizde alzheimer hastası bir teyzemiz vardı. Okula gitmek için sabahın 8.30 un da evden çıktığımda -ders 8 de başlıyor bu arada-  bu teyzeye rastlamıştım. Nereye gittiğini sorduğum da tiyatroya gittiğini söylemişti. Evinden kaçtığı o kadar belliydi ki evine götürmedim tabi ki alıp onu daha yeni açılmakta olan bir pastaneye götürdüm. '' Gel teyze karnımızı bir doyuralım seninle, ondan sonra birlikte gider hangi tiyatroya girmek istersen gireriz'' dedim. Bana '' beni kandırma kızım. Sen kandırma bari şu yaşımda'' dedi. Sonra sıcak poğaçaları yemeye başlarken de anlattı aklından ne geçtiyse. Rahmetli eşi eskiden ulusta tiyatro bileti satarak kazanırmış parasını. Onunla da bu sayede tanışmışlar. Bana bedava bilet verir sonra da azar yerdi diyor kahkaha anlatarak. Babam vermek istemedi başta beni ona. Parası yok bunun, çalıştığı işten kazandığı iki kuruşla kim geçinecek diye karşı çıktı. 3 kere istemeye geldi ve her geldiğinde de başka bir işe girmişti. Allahtan en sonunda biri aracığıyla SSK da işe girdi de babam razı geldi dedi. Evliliğimizin en özel zamanlarında, kavga ettiğimizde hep tiyatroya giderdik. ''Lohusayken bile götürdü beni deli adam'' dedi sesi kısılırken. Daha sonra kalbinde sorunlar ortaya çıktığından kalbine pil takıldığından bahsetti. Şekerde durumunu ağırlaştırmasına yardımcı olmuş. Her gün hastanede başında beklediğinden bahsetti. Son zamanlarında eşi '' şuradan çıktığım da seninle tiyatroya gideriz'' demiş.

Teyzeyle o gün tiyatroya diye eve giderken sadece okula gitmemek için bir bahane olarak görürken asla öyle olmadığını, yıllar geçse bile teyzeyle konuşmanın aklımdan çıkmadığını fark ettim. Ve ince şeylerin aslında sizin hayatınızı belirlediğini anlamıştım. Tekrar o anı yaşamak istediğim anılar yaratacağıma da söz vermiştim.

Teyzeye gelecek olursak da;

Kızlarının söylediğine göre birlikte o son tiyatroya gitmek nasip olamamış.
Teyze hep o anda kalıyormuş 
ve
evden kaçıp hastaneye eşinin yanına o son tiyatroya gitmeye çabalıyormuş. 



 Derler ki, boğulan biri küçücük bir saman çöpüne sarılırmış. Çünkü artık düşünüp seçecek zamanı kalmamıştır. Saman çöpü bir sineği bile taşıyamaz, koca bir insanı nasıl taşısın? Fakat onun aklına bunlar gelmez ve saman çöpüne tutunmak ister… 
-NİKOLAY GOGOL

İyi geceler... :)


YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...