26 Aralık 2020 Cumartesi

AŞK İÇİNDE BAŞLAR



AŞK İÇİNİZDE BAŞLAR




Blog yazısını kontrole geldiğimde paylaşılmadığını gördüm. Zamanlayıcının tarihini eklerken saatini atlamışım.........

Aslında iyi oldu, bu aralar ablamın varlığından sinir olduğum için de blog yazısında da onu görmeyi istemezdim. 

Her neyse bugün başka bir konu üzerinde durmak istiyorum.
Ben de dedim ki eki bir yazımı paylaşayım.
 14.12.2020 Tarihinde yazmış olduğum bir yazı. Umarım keyif alırsınız. İyi okumalar! 

Dün gece yani 13 Aralık tarihinde bir arkadaşım aradı beni. Sesi pek iyi gelmiyordu, ne olduğunu sorduğum da ise bana sadece şu soruyu sordu '' Etrafımdaki insanları kendimden nasıl uzaklaştırmaya bilirim?'' 

Bu aslında kendini değersiz hissetmek, sevilmeye layık olmadığını, etrafında seni sevmeyen bir insanın bile olmadığını düşündüğünle alakalı olabiliyor. Bu durum tersine bile olsa böyle algılayıp kendini üzüyorsundur. 
Uzun süredir kendine böyle yaklaşıyorsan da bu ciddi bir şekilde değersizlik deponu doldurduğun anlamına geliyor aslında. 

Ben bir terapist değilim.

Arkadaşıma ne dediysem, sizin içinde söylemek istiyorum. Anılarımı beraber hatırlarken niye dertlerimize de beraber çözüm yolu aramayalım ki?

 Kişisel gelişim kitapları okumaya başladım ve baya da  sevdim. Zaten bu tarzda postcastler hep dinlerdim ve tedavi gördüğüm zamanlarda doktorumla bu konuları da baz almıştık ve üzerinde baya durmuştuk. 
Kendime çok bilgiliyim asla demiyorum ama kendime daha rahat bir ortam, insan ilişkilerimde daha sağlıklı olması açısından kendime maddeler belirledim. 

Size de faydalı olması açısından da paylaşıyorum bunu ki eğer kendinizde olduğunu hissettiğiniz şeyler varsa eğer kendinizi bulmanızı ve rayına oturtmanızı isterim.


İnsan zihni aslında o kadar garip ki sürekli olumsuzluklar üzerine kurulu. Olumlu şeylerde ise bunların zaten olması gerektiği gibi olduğunu algılayıp olumsuza yöneliyoruz.
 Olumsuzların da hiç olmaması gerektiğini düşünüyoruz.  Hele üst üste olumsuzluklar yaşadığında bunu zihin genele yayar ve aslında kötü bir arkadaşlığının, çıkmazda olan bir ilişkin olduğunu söyler sana.
 Burada zihninin bir aldatmaca yaptığını hatırlatman gerek kendine. Seni seven, düşünen insanların olduğunu bilmen gereken en önemli şey aslında.

Bence en önemli madde '' kusurlarım beni daha değerli yapar''.

Bu narsistlik ya da özgüven değil.

Kusurlarım ve eksikliklerim beni ben yapar. 

Kusurlarını fark edersen aslında hem kendine hem de yakınındakilere çok daha farklı bakarsın.

Etrafındaki ilişkilerinde belirsiz olaylar şeyler varsa ve zihnin direk olumsuzlara yönelirse senaryolar üretmeye başlarsın. Zihnin olumsuzluklara meyilli olduğu için de ürettiğin hikayelere canı gönülden de inanmaya itilirsin. 

Önceki yaşadıklarınızdan da, hayatınızdan çıkardığınız insanlardan gördüklerinizden kaynaklı ''ben değersizim'' algısı oluşuyor. Bu da bütün olumsuzlukları kabul etmenize, hak ettim algısına yol açıyor. Kendinizi böyle telkin etmenize sebep oluyorsunuz.

Unutmayın o zaman ki sen ile şimdi ki sen aynı değilsin. 

Olgunsun.

Ve bunlar senin sevilip sevilmediğini belirlemez.

Birbirini seven insanların (aile/sevgili/arkadaş vs)aşamayacağı şey yok. 

Bazı insanların kendileri ile olan savaşı sana yansıması saldırı şekline dönebiliyor. Her insanın kendi içinde zaman zaman halledemediği sorunları vardır. Kendini değersiz hissetme, aşağılık kompleksi, kırılganlığı, hayal kırıklığı, geciken hayaller vs...

Bazı insanlar buna çözüm ararken, aşmaya çalışırken bazıları da günübirlik çözümler bulurlar ve hayatındaki insanlara saldırırlar. İşin kötü tarafı yakınındakilere saldırırlar. 
İnsanların sana hor davranması, hakaret etmesi, kendilerince çıkarımlarda bulunmaları senin öyle olduğun anlamına gelmez. Elbette ki geri bildirimi, bir fikir getirisi olabilir bunların ama kendinin onların seni tanımlamasına izin verme. 

Etrafındaki insanları termometre olarak düşünebilirsin. Onlar senin sıcaklığını ölçüyor. Ve sen onların ölçtüğü termometrenin sıcaklığı, verdiği bilginin her zaman doğru kabul edersen tökezlersin. Belki de o insanın termometresi bozuk. Bundan böyle karşındaki insan sena kötü davranıyor, seni acımasızca zorluyorsa önce kendini değil de karşı tarafı sorgulamak iyi gelecektir. 


Kendine bak.

Kendine şefkat göster.

Yaşadığın başarısızlıklara, yaşadığın hayal kırıklıklarına şefkat gösteriyor musun ona bak.

Zorluklarından sana ne kattığı, ne deneyim elde ettiğine bakman gerekiyor artık. Takılman değil.

Eğer kendinizden farklı olmaya zorlarsanız. Siz de zorlanırsınız. 

İnsanların sizi neden sevdiğini bir düşünün derim. Sonra da sizin kendiniz de neyi sevdiğinizi...

Aşk içinizde başlar.

Kendinizi iyi hissetmek için, aklınız karıştığınızda okuyacağınız çok güzel kitaplar bırakıyorum alta. 
Ha bir de Deniz Dülgeroğlu'nu da takip ederseniz belki iyi gelebilir size. 

1. Beyhan Budak - Senin Suçun Değil
2. Şeker Portakalı 
3. İyi hissetmek - David Burns 
4. Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius
5. Bir Delinin Hatıra Defteri - Nikolay Gogol 💜





 
 

21 Aralık 2020 Pazartesi

paylaşılmayan yazılardan kesitler

 



Merhabalar! önceden bahsettiğim yazılarımdan bahsetmiştim. Onlardan kesitler paylaşmaya karar verdim 😅 Bir sonra ki yazı ablamın bulduğum günlüğü ile alakalı. Zamanlayıcıyı 24'üne kurdum. Yani bu yazıdan birkaç gün sonra paylaşılmış olunacak. Sanırım yıllar önce günlüklerimi okuyup dalga geçtiğin zamanları ödetme zamanı gelmiştir! 👿
 

İyi okumalar.

Bazen yalnız hissederiz, bazen yalnızlığı biz isteriz.
Yalnızlığı sevdiğimizi iddia ederiz ama ne demek yalnızlık ya da biz yalnız olabildik mi hiç?
yalnızlık ne biliyor musunuz, evladı olmayan bir kadının eşini de kaybedince masaya tek çatal ve tabak koyması, sevdiklerinin eskisi kadar ziyaret etmemesi, birini aramak için gözlüğüne ihtiyaç duyması ve arayacak kimsenin olmaması. Yani yalnızlık bizim odamıza çekilmemiz değil, tek başımıza bir yer de oturmamız değil. Biz yalnızca insanlarla iletişimden yorulmuş insanlarız. Bizim herkesimiz var.

***

Korkularım, tereddütlerim, kaygılarım var. Haklı sebeplerde. Bir yandan diyorum ki bunlar ben olmanın bir parçası. Bunlar olmasaydı böyle biri olmayacaktım. Sonra bir ışık yanıyor bir yerden belki diyorum bunlar olmasaydı daha iyi bir insan olabilirdim. Işığı söndürüp elimden, gönlümden geleni yapıp iyi bir insan olmaya çalışıyorum.

***
Kimseye benimle tartışma ötesi bir kavga imkanı vermiyorum. Sesler biraz yükselecek ve birbirimizi olmadığımız konularda suçlayacak gibi olduğumuzu anladığımda anında ortamı terk ediyorum. Ben kalp kırarım, ben sinirle ne söylediğimi bilmem. Bu yüzden orada bulunmam herkesin zamanına olur. Bu yönümle gurur duyuyorum ama ortamı terk etmemle diğer taraf kendini muhtemelen kendini kötü hissediyordur.

***


Kimseye yük olmayayım diyorum kendi işlerimi kendim halledeyim diyorum bir kere işim düşüyor çok küçük bir şey sadece bir kere onu söylüyorum ve olmuyor. Bu sebeple insanlardan hiçbir şey istemez oldum. Ben de cengaver bir genç kız olmak istemezdim ama şartlar gördüğünüz gibi...

Bir kere düzgünce olması gerektiği gibi rica ediyorum ve olmayınca tamam diyorum. Büyükbabam bana vicdan adamı öldürür der. Vicdanları rahat etmiyor ve bir vicdan rahatlatma yöntemi olarak tekrar tekrar aranıyorum. Yine sağlam bir duruşla tamam diyorum. 

***

Çiçekler kimseyle rekabet etmez. Çiçekler sadece açar


Güzel bir şarkıyla veda ediyorum o zaman 😁 https://www.youtube.com/watch?v=x2qnDm7hyq0

14 Aralık 2020 Pazartesi

LİSTE TUTAN KEDİ


Herkese merhaba! Evet geri döndüm!! Kendimi toparlamaya çalışarak, eskiye dönmeye çalışarak geldim size... Elimde şarabımla oturdum yarım yazılarımı tamamlayıp size bir merhaba demek istedim.💗


Bu aralar kendime birkaç söz verdim. Liste oluşturdum, hayatımı düzene sokacağıma dair. Zira şurada evde kaldığım 9. ay bitmek üzere ve ben kendimi resmi ev hanımı ilan etmiş bulunmaktayım. Bu da beni açıkçası iyice panik etti ki eğitim alanının ülkemizde durumu belli...atamalar... sürekli açılıp kapanan dershaneler... 

Yani iki yıl sonra kendimi artık tamamen ev hanımı olarak bulmamak için (ev hanımlarıyla gram bir derdim yok! Ama sadece ev kuşu ya da evinin kadının, yuvasını yapan kuş olma niyetinde değilim. Hele şu dönemde. 
Erkek  ya da ailenin eline bakmaktansa beni balkondan aşağıya atın daha iyi.

Anlayacağınız biraz iş ilanı bakmış bulundum. Bakalım ne olacak


Neyse listemde bulunan diğer maddelere bakacak olursak, bir diğeri derslerini düzelt.

Sınav haftam biraz zor geçti ve notlarım da halileyle...

Uzaktan olsa da pek iç açıcı değil notlarım ve kendimi artık toplama vakti geldiğini düşünüyorum. Geçen dönemlerde bu notların iki, üç katını alıyordum ki siz düşünün...

Sıkı bir ders programının içine soktum kendimi bakalım ne olacak. 

Onun dışında kendime yeni kitaplar sipariş verdim ki bu da bir diğer madde olan kendini şımartma oluyor. 

Saçlarımı griye boyadım ki sanırım kendime en çok yakıştırdığım renk.

Bol bol sohbet ediyorum arkadaşlarımla, ablamla. Benimle sürekli ilgileniyorlar ve destek oluyorlar.

 ''Sesin iyi gelmiyor hemen geliyorum''
 
Hayattaki en büyük şansım sanırım.

Sorunum olduğunu sesimden anlayıp yanımda olmaları, tek başıma çabalamayayım, boğulmayayım dertlerimde diye... 

Bir diğeri ise uyku düzeni. Önceden de çok uyuyamayan biriydim ama bu düzelmişti. Tekrar geri başladı ve bu beni çok etkiliyor. Ne kadar bir şeyler düşünmüyorum desem de kendimi kandırıyorum galiba...

Kişisel gelişim kitapları okumaya başladım. Hem roman okuyup hem de kişisel kitaplar okuyorum. Devam ettiğim şuan 3 kitap var 😅

Bazen her şey iyi gitse de kendimi iyi hissedemez oldum. Bu beni daha çok yıpratıyor aslında bundan çıkmaya, bu ruh halinde olamamaya direniyorum. Umarım olur! 

Artık düzenli olarak her hafta yazıları paylaşacağım ama taslak da duranları değil. Yeni sayfalar açıyoruz artık kendimize! Yeni, pozitif sayfalar. Tabi sizler de benim yanımda bu kediciğin yoldaşı olarak son gaz devam ediyorsunuz bu yolda. Daha iyi olarak, kendimi düzeltip geleceğim artık bir sonra ki yazılarda. O zaman iyi pazartesiler diliyorum canlarım.💋


 

7 Aralık 2020 Pazartesi

570!

 Size minnet duygusuyla yazıyorum bunu. Çünkü ben bir şekilde buralarda olmasam da hala yazıları güncel okuyan, önceki yayınıma bildiri atan, okuduğu kitapları, dinlediği müzikleri söyleyen birçok kişi oldu ki... Bunun için çok teşekkür ederim.

Önceki paylaştığım linkten bana ileti yazmanız artık zor. Çünkü o platformda olmamaya karar verdim ve sizinle yeniden başka yerlerde birlikte olacağımız platformdan link atana kadar takipte kalın! Geri buluşana kadar beklemede kalın benim sadık pisiciklerim!

Bir süre daha buralarda olamayacağım ama bu demek değildir ki sizi düşünmediğim! Gelen, okuyan, bana yazılarım hakkında yorumlarını whatsapp veya başka yerlerden söylemeniz bana çok şey ifade etmekte. Özellikle yazılarımı okuyan arkadaşlarım buradaki yazılarıma bakarak çıkarımlar da bulunup, ruh halimi anlamalarına minnettarım. 

Bu blog maceramda 23 okuyucudan 570 kişiye çıkacağı aklıma bile gelmezdi. Başta kakaotalk 'da bir grup içerisinde bu fikrin ortaya atılmasıyla başlayan bu yolculuk buralara kadar geldi. 

Ara vermem bir süre daha sürecek gibi. Çünkü hazır hissetmiyorum ki bu değildir bir şeyler yazmıyorum. Asla! Hala yazıyorum. Ama paylaşma sırası mı? İşte ondan emin değilim.😿

Yazıların içerisinde var olmaya çalışan bir ben olarak bu yolculuk bana çok şey ifade ediyor. Çünkü ben bu sayıya ulaşmayı asla beklemiyordum. Ailenin büyümesi, bu olayları benimle beraber bu kadar insanla hatırlanmasını asla düşünmüyordum.

22 Mart' ** dipnot:22 Mart tarihinde gerçekleşen önemli bir olay da Kılıçarslan'nın Musul seferidir** da başlayan bu serüvenin 1 yılını doldurmasına çok az kaldı ve benimle güncel kalmanız... Bu muazzam bir şey.  

O yüzden...

YENİDEN BULUŞUNCAYA DEK HOŞÇAKALIN...

Benimle burada birlikte olmanızdan o kadar minnettarım ki...

Tekrar teşekkür ederim. 

Her 570'inizi de seviyor ve kucaklıyorum.

Yeni kedi günlüklerinde birlikte olmak dileğiyle!

💗







28 Kasım 2020 Cumartesi

Pisicik Öneri istiyor!

 



Herkese merhabalar! Bir süredir aslında düşündüğüm, blogda yazdıklarımı paylaşmama kararı aldığımı size söylemeye geldim. Sırası olmadığını ve yazdığım şeylerin içimi daha bunalttığını fark ettiğim için sizi de bunaltmamaya karar verdim! 🙃

Kitapların hep hayatıma yön vereceğini düşünürdüm. Bir şeyler yaşadığım da ahh şu kitapda şöyle oluyordu, ben de şunu yapmalıyım bunu yapmalıyım derdim.

Ama bilin bakalım bu kız 21 yaşında neyi öğrendi?

Her neyse ne öğrendiğimi boşverin de hayatınıza yön veren, kötü zamanlarda ben bunu okudum ya da bana bu kitap iyi geldi diyen varsa bir ileti atmanız yeter! 

Şimdiden ileti atan herkese teşekkür ederim 🥰

Bir süre sonra yazılarda buluşmak dileğiyle! ❤

18 Kasım 2020 Çarşamba

BARBAR KEDİ

 


Sınav haftam geldi çattı... Evde pinekleyip ders çalışırken arada da dizi izleyeyim dedim ama diziyi bitirene kadar ders çalışamadım... Evet durum bu!😓
 
Şimdi gözlerim yaşlı size bu diziyi önerip ders çalışmaya gideceğim.



Şimdii size son zamanlarda nefes almadan izlediğim Netflix'in yeni dizisi ''BARBARİANS'' dan bahsedeceğim... 😇

( Tarihi dizi sevenlerin ilgisini çekecek bir Alman dizisi) 




Antik Yunan zamanında Yunanlılar Yunanca konuşmayan herkese ''barbar'' demişlerdir. Kelimenin kökeni buradan çıksa da Yunanlıların fikirlerini, hatta tanrılarını bile alan Roma İmparatorluğu barbar kelimesini de birçok millette kullandığını görmekteyiz.  Kabile ve birlikleri ayıramayan, hepsi aynı deyip ''Barbar'' kavramını kullanmaktadırlar. -Türklere de barbar denilmekteydi-

Dizimizin adı da buradan gelmektedir.👆

Dizi tarihi bir roman uyarlaması. 

 Dizi Büyük Roma dönemindeki o meşhur '' Teutoburg Orman Savaşı''( Varus savaşı ya da Hermann savaşı)  nı konu almıştır. 

Milattan sonra 9 yılında gerçekleşen bu savaş Roma'ya dünyanın kaç bucak olduğunu hatırlatan bir savaş. Roma yıllar sonra tekrar seferler düzenlese de Cermen topraklarını tekrar geri alamıyorlar. Ve bu yenilgi onların uzun bir süre hafızlarından silinemiyor... 

Dizi de anlatılan karakterler gerçek açıkçası. 

O izlediğiniz kişilerin çoğu adını tarihe yazdırmış kişiler. (Folkwin hariç tabi... Dizi de direnişi başlatan, ateşi fitilleyen kişi olarak gözükse de tamamıyla kurgu. Direnişin önderliğini yapan asıl Thusnelda ve kocası Arminius dur.) Thusnelda mükemmel bir şekilde işlense de Arminius ile arasındaki ilişki biraz garip işlenmiş. Çocukluk arkadaşları olarak dizide geçse de öyle değil aslında. İkisi de aynı kabileden oldukları doğru olsa da Thusnelda ve Arminius'un ortak bir geçmişi yok.

Dizi tarihi güzel baz almış açıkçası. Karakterler, olay örgüsü her şey yerli yerinde ama benim dizideki üzümlü kekim Folkwin niye hikayenin tam ortasında? Biri bana söyleyebilir mi???

Ya dizi tarihe o kadar uyumlu ki ne diye araya kurgu sıkıştırıyorsun be arkadaş?

Burada asıl karakter Arminius!!!



Savaştaki başarısı, iyi komutanlığı ile tarihe adını yazdıran bu adam dizide niye süt isteyen yavru kedi gibi davranıyor? 


Her lejyonda bulunan kartal sembolü de çok işlenmiş. Roma'nın onurunu simgeleyen bu simge için canını verecek Roma askerlerinin mücadelesi de iyiydi açıkçası. 

Her bölüm yav bu niye öldü? al işte bu da gitti cümleleri kuracağınızı şimdiden söyleyeyim. Game of Thrones gibi gelen geçen ölüyor.  

2. sezon gelir mi bilmem ama gelecek gibi finalde aşk üçgeni oluşturdular bu da EE BİZ ŞİMDİ NEREYE GELDİK dedirtse de daha Flavus reis gelecek. Flavus Arminius'un Roma'da birlikte el konulduğu erkek kardeşi. Ve Arminius Flavus'un yaşadığını dizide de söyledi. Roma'ya bağlı kalan küçük kardeş ve Cermen ordusunun başında bir abi güzel bir sezon olur. Ha bir de Thusnelda'nın Genral Germanicus tarafından esir alınması var. Yani anlayacağınız Cermen ve Roma arasında sular durulmuyor. Tarihten çıkacak dolu dolu hikayeler var ve böyle güzel işlenirse ne ala.  


Almanlar güzel dizi yapmış. Tarihimizi anlatırken kendimizi iyice kahraman gibi gösterelim havasına girip de yüceltme gibi bir durum olmamış. Bir kitapta bu olayı ne okursanız onu yapmışlar. Her dizi gibi aşk ve entrika serpiştirilse de dizi akıyor...

 

Arminius ve Thusnelda💞


Ben kitapların arasında ruhumu teslim ederken siz de kendinize iyi bakınız... 💗



8 Kasım 2020 Pazar

Hikayesi ile kapılarınızı çalan kedi



 Size çok güzel bir hikaye ile geldim. 

Hadi gelin kulak verin bana...

Yıl 1943

Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.

Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:
“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz.

Amirlerine durumu bildirir.Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu,
almıyon mu?
-Alıyorum.
-Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir.
Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.

Ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.
İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne
“Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.

Kütüphaneye de bir yazı asar :
“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”

Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek,

Mustafa Amca da.
“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.

Zenith ve Singer’e mektup yazar:
“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der.

Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun?
Bulunduğun yere yenilik katmalısın.
Mutlaka adım atmalısın.

Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti, binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.👏






30 Ekim 2020 Cuma

BİR KEDİNİN HATIRA DEFTERİ

                                                                                                                                   

BİR KEDİNİN HATIRA DEFTERİ 


 Şuan ödev yapması, kitap özetleriyle uğraşması gereken bu pisi neden burada diye düşünürseniz dolar arttı ve blogdan gelecek parayı dört gözle beklememle asla bir alakası yok. 😹


Sadece şu zamanlarda her sene ne yapıyorsam onu yapmıyorum.
 Bu yakınma ya da iç burukluğu değil elbette ama alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçebilen ve kendi ortamından dışarı çıkabilen biri olamadım hiç. 
Belki de bundan kaynaklı. 



Ankara'nın sonbaharı denilen bir güzellik var ortada. O kadar güzel ki bu şehri sevmem için tek neden herhalde. Otobüsle ya da bisikletle gittiğim Kuğulu parkının karşısından o güzel dükkanlardan makaron ya da güzel Ankara simidinin yanında kahveni yudumlayarak Kuğulu parkta oturur kitabını okursun. O kadar güzel ki... Canım bunu aşerip duruyor gerçekten. 

O güzel an da hangi kitaplar okunur peki?
 Ben herhalde her zaman başucu kitaplarımdan olan Gogol'un Bir Delinin Hatıra Defteri kitabını çantama atmıştım kesin. 

Bu Ukrayna asıllı Rus yazar ile tanışmam ilk okulda dayımın kütüphanesinde görmemle oldu. 
Okumayı geç söksem de kitaplara aşık olmuştum bile o zamanlar. Öğretmen olan dayımın yatak odasındaki duvarını boylu boyunca kaplayan o kitaplık benim gözümde Alice'in Harikalar Diyarı gibi idi.  O kadar hayrandım ki.

 Kitaplık dev gibiydi ona hayrandım. 

Bu kitapları okuyan dayıma ayrı bir hayrandım o zaman. 

Başta Nikolay Gogol okumama izin vermeyen dayım, '' Yaşın küçük kızım, bak orada daha güzelleri var'' dese de kitaplığından çalınca bir şey diyemedi tabi ki.
İlk o zaman okuyup bir halt anlamasam da daha sonra orta okulumun karşısındaki neredeyse her gün uğradığım kitapçıda tekrar karşılaşıp almamla tekrar yollarımız kesişti. Bir Delinin Hatıra Defterinden sonra Palto, Fayton, Burun, Ölü Canlar, Viy...

Dostoyevski'nin ''Hepimiz Gogol'un Paltosundan çıktık'' diyerek yücelttiği bu yazar'ın beni etkileyen en büyük yanı ise yaşamının son zamanlarında yazdığı bazı yazılar sebebiyle bütün arkadaşları onu terk etmiş ve zaten çeşitli ruh hastalıklarıyla boğuşan Gogol, 1842 yılında depresyona girmiş, yemek yememiş ve 10 gün içinde kendini ölüme teslim etmiş.

Bir Delinin Hatıra Defteri benim için ayrı bir buruk.

 Aşık olduğu kızın koruma subayı ile evlendiğini duyan kalem memurunun deliliğe savrulmasıdır konu. 
Sıklıkla yazdığı defterine duyduğu acıdan kaynaklı ara ara yazmaya başlamış ve hatta zaman kavramını yitirmiş bir adam...

''Yıl 2000, Nisan'ın 43'ü''

''Mart Aralık, ayın 86'sı. Gündüzle gece arası.''

''Herhangi bir ay. Gün belli değil.''

''Ay'ı hatırlamıyorum. Gün yok.
 Bir şey var... Ama onun da ne olduğu belli değil.''

Hep günlük yazmayı çok sevmişimdir.

 Bu blog'un varlığının bir nedeni de bu aslında.

Yazdığınız, yaşadığınız günleri okumak o kadar rahatlatıyor ki sizi. Ben ne kötü şeyler atlatmışım. Ben nasıl başarılı olmuşum. O zaman hatalıymışım. Bu insandan ta o zaman uzak durmalıymışım. İyi ki bu günü yaşamışım. Diyebilmek...

O zaman benden size bir tavsiye, gidin ve kendinize bir Nikolay Gogol kitabı alın.💗

Geçen yazdığım metin 324 okunma oranına ulaşmış 😻

Okuduğun için Çoook Teşekkürler!

O zaman kitap da geçen bir şiirle veda edeyim:


Bir saatçik görmesem sevdiceğimi

Bir yıldır görmemişim gibi gelir

Böyle kin duyarak yaşamaya 

Sorarım, yaşamak mı denir?

Herhalde Puşkin'in.






ありがとう

https://www.tumblr.com/blog/tomriss




 


16 Ekim 2020 Cuma

SUYA DÜŞEN PİSİCİK

                                                     

.SUYA DÜŞEN PİSİCİK.


SUYA DÜŞEN PİSİCİK

Herkese merhaba! Öncelikle uzuun bir süredir yoktum. Bunun sebebi yeter yaa diyip pılımı pırtımı toplayıp Balıkesire gelip biraz inime çekilmekle idi. - Bu arada asla öyle olmadı annemgil hadi gidiyoruz kızım yanına fazla eşya alma demesiyle gelmiş olsam da siz öyle sanın.- 
Neyse işte Temmuz ayından beri Balıkesirdeyim ki bu benim için bir ilk. Bu kadar uzun süre kalmam benim için imkansız gibi bir şeydi ama insanoğlu işte büyük ye büyük konuşma. Açıkçası bu aralar benim için karışık bir dönem millet. Her şeyimle yetemiyorum gibi geliyor değer verdiğim insana, insanlara. 
İnsanlar illa sizin çabalarınızı ağzınızdan duymak zorunda mı?

Yani size canı gönülden inanmaları bu kadar zor mu?

Bilemiyorum... Galiba zor geliyor.

Kendimi en çok ifade ettiğimi zannettiğimde insanlar bana tam aksiyle geliyor sanki.

SÜTÜYLE KAFA BULAN KEDİ

Biraz iç döktükten sonra gelelim anılar kısmına. Eveet! 


Tekrar yapmak istediğiniz şeyler var mı bu hayatta? Tekrar ve tekrar o ana gitmek istediğiniz bir an?. Ben bunu düşündüğümde gözümün önüne gelen ilk anımı anlatmak istiyorum sizlere.



Lise de okurken, mahallemizde alzheimer hastası bir teyzemiz vardı. Okula gitmek için sabahın 8.30 un da evden çıktığımda -ders 8 de başlıyor bu arada-  bu teyzeye rastlamıştım. Nereye gittiğini sorduğum da tiyatroya gittiğini söylemişti. Evinden kaçtığı o kadar belliydi ki evine götürmedim tabi ki alıp onu daha yeni açılmakta olan bir pastaneye götürdüm. '' Gel teyze karnımızı bir doyuralım seninle, ondan sonra birlikte gider hangi tiyatroya girmek istersen gireriz'' dedim. Bana '' beni kandırma kızım. Sen kandırma bari şu yaşımda'' dedi. Sonra sıcak poğaçaları yemeye başlarken de anlattı aklından ne geçtiyse. Rahmetli eşi eskiden ulusta tiyatro bileti satarak kazanırmış parasını. Onunla da bu sayede tanışmışlar. Bana bedava bilet verir sonra da azar yerdi diyor kahkaha anlatarak. Babam vermek istemedi başta beni ona. Parası yok bunun, çalıştığı işten kazandığı iki kuruşla kim geçinecek diye karşı çıktı. 3 kere istemeye geldi ve her geldiğinde de başka bir işe girmişti. Allahtan en sonunda biri aracığıyla SSK da işe girdi de babam razı geldi dedi. Evliliğimizin en özel zamanlarında, kavga ettiğimizde hep tiyatroya giderdik. ''Lohusayken bile götürdü beni deli adam'' dedi sesi kısılırken. Daha sonra kalbinde sorunlar ortaya çıktığından kalbine pil takıldığından bahsetti. Şekerde durumunu ağırlaştırmasına yardımcı olmuş. Her gün hastanede başında beklediğinden bahsetti. Son zamanlarında eşi '' şuradan çıktığım da seninle tiyatroya gideriz'' demiş.

Teyzeyle o gün tiyatroya diye eve giderken sadece okula gitmemek için bir bahane olarak görürken asla öyle olmadığını, yıllar geçse bile teyzeyle konuşmanın aklımdan çıkmadığını fark ettim. Ve ince şeylerin aslında sizin hayatınızı belirlediğini anlamıştım. Tekrar o anı yaşamak istediğim anılar yaratacağıma da söz vermiştim.

Teyzeye gelecek olursak da;

Kızlarının söylediğine göre birlikte o son tiyatroya gitmek nasip olamamış.
Teyze hep o anda kalıyormuş 
ve
evden kaçıp hastaneye eşinin yanına o son tiyatroya gitmeye çabalıyormuş. 



 Derler ki, boğulan biri küçücük bir saman çöpüne sarılırmış. Çünkü artık düşünüp seçecek zamanı kalmamıştır. Saman çöpü bir sineği bile taşıyamaz, koca bir insanı nasıl taşısın? Fakat onun aklına bunlar gelmez ve saman çöpüne tutunmak ister… 
-NİKOLAY GOGOL

İyi geceler... :)


30 Eylül 2020 Çarşamba

KEDİ İŞTE

                                                                                                 30.09.2020 13.46

                                                                                                                                                                                          


KEDİ İŞTE
 

 Çocukluğumdan bu yana çok bir şey değişmemiş gibi hissediyorum bazen.

Ben ve uzaklara dalıp gidişlerim, dahil olmak isteyip olamayışlarım.

İnsan yedisinde neyse yetmişinde de aynı derler, henüz yirminin başındayım ama çok da yanlış bir söz değil.

Yine de yanlış çıksa çok da üzülmem gibi duruyor. 

***

O halde; deniz köpüğü olmak olsun bugünün dileği de. Yutsun böylece deniz bize dair her şeyi, eriyelim dalgalarla birlikte...


25 Nisan 2020 Cumartesi

BOŞ MUHABBET KEDİSİ

                                                             26.04.2020



Boş Muhabbet Kedisi


Herkese yorgun benden konnichiwa!!
Alın gelin kahvelerinizi de az dertlerimi dinleyin. 
Şakası bir yana blog yazlarımı okuyup yorum yapmayı unutmayın! Zira şuan evdekiler hariç  iletişim halinde olduğum kişiler sizlersiniz. Ve bu da demek oluyor ki yorumlarınızı merak ediyorum... Girişlerinizi, okuduğunuz yazıları güncel olarak takip etsem de iki kelam etmeniz çok nazik bir davranış olur ^O^

 Sabahın 08.15'in de işlerimin anca bittiğini ve benim akşam 18.10 civari uyandığımı düşünürsek...  Hala bitap bir vaziyetteyim. Gecem gündüzüme karışmış bir durum da ve bu beni daha çok yoruyor. Manga çevirileri bu aralar çok karmaşık hal almaya başladı. Çeviri yaptığım site İngilizce çevirileri beklemek yerine direk Japoncadan çeviri yapma kararı aldı ve bu da bizim bütün sistemi altüst etti diyebiliriz... Zamandan tasarruf yapmaya çalıştığımızı düşünsek de bu bizi biraz panik halinde bıraktı. Çeviri grubunda çok az japonca bilenlerimiz var ve onlarda biraz ağır iş yapmakta. Ee tabi bende mükemmeliyetçi bir insan olduğum için işler istediğimizden de geç yetişiyor. Denilen tarihlerde de sayfaya güncellemeleri atamaz olduk. Karantina yeni şeyler izlemek ve okumak isteyenlere çok iyi fırsat oldu. Eee tabi bizde bundan çok iyi yararlandık. Çoğu çeviri sayfalarının giriş çıkışları tavan yaptı, etkileşimler çok iyi, insanlar yeni şeylere açık. Bu çok güzel bir şey elbet ama... İnsanlar çeviriler geç gelince ya da bir hata olduğunu görünce hemen argoya başvuruyor. 

HEYY MİLLET! BİZDE İNSANIZ BE!

İki tane Japonca dil bilgisi öğrencim oldu bu hafta. Sanal olarak işleyeceğim bu dersler bir miktar para demek. Ve bu da dövme paramı çabuk kazanacağım anlamına geliyor!!! İki ay boyunca her gün, 3'er saat. çalıştıracağım ikisini de... Bunun dışında vize ve finallerim aynı döneme denk geldi ve ben hem manga hem anime çevirilerinden dolayı biraz ağır ilerliyorum.  Derslerime yetiştirmeye çalışırken de çizim siparişleri de gelmeye devam ediyor. Anlayacağınız ben yine kendimi dolu dolu programların içine atıyorum. 
Onun dışında canım anneciğimi bu durum çok üzecek olsa da bir yandan da açıktan adalet okumak olan planımın yerini, eski okulum olan Ankara Üniversitesinde Japonca dili ve edebiyatı okumakla kara değiştirdim. Tabi bu daha  düşünme aşamasında. Henüz herhangi bir harekete geçmedim. Seneye iki okulu kaldırabilir miyim emin değilim. Ama şu zamanlara da bir daha dönemeyeceğimizi düşünürsek de... Neden olmasın?

Onun dışında oldukça güzel kararlar almaya başladım etrafımdaki insanlar hakkında. Bana negatif hissettiren, beni oyalamaya çalışan, bir varış noktası göremediğim, ilerlemeye de gayret göstermeyen herkese yol veriyorum artık. İlişki olsun, arkadaş olsun. Fark etmiyor. Bakalım... Bu süreç bize neyi gösterecek.
The Sims 4 oynayıp deli gibi yaptığım simlere aşık olmakla geçiriyorum bu dönem. Çok ciddi söylüyorum bir de bunu sizlere.
Uyku süremden kesip bilgisayar oyunu oynamak artık kafayı yediğimin resmi kanıtır. 7-24 bilgisayar başındayım. İş için de oyun için de...

animeler.NET sitesinde Tomris-chan olarak içerik yazmaya başlayacağım. Aklıma yazı hakkında güzel fikirler gelirse neden olmasın? 
Bana fikirlerinizi alta yorum olarak yazın!
Oradan da etkileşim halinde olabiliriz sizlerle.
Bu saçma yazıyı burada sonlandırmak durumdayım. Elimde uzun bir Karantina sürecinde izlenmesi gerekenler listesi var ve onu sayfaya atmakla bugün ki işimi bitirmiş olacağım. SONUNDA!
Aslında o listeyi bu blog sayfama da atabilirim!! Evet muazzam fikir! 

O zamana kadar pisiciklerim kendinize dikkat edin evde kendinizi geliştirmenizin yollarını arayın, 
KAPINIZIN ÖNÜNE DE BİR KAP SU VE BİR KAP MAMA KOYMAYI İHMAL ETMEYİN!
sizleri öpüyorum.




22 Nisan 2020 Çarşamba

Kedi Günlüğü 'İLK AŞK'

                                                                    22.04.2020

KAFAYI YEMEKTE OLAN KEDİ' NİN GÜNLÜĞÜ


Korona Virüsü laneti yüzünden evlerimizde kilitli kalmış durumdayız. Bu son dönemlerde yaptığım tek şey anime izlemek, yemek yemek ve uyumak. Hayatım bu üçlü arasında dönüp duruyor tabi. Buradan da anlaşıldığını var sayıyorum, yemek üzereyim. Hatta yedim. Ben şimdi üşengeçlikten başlığı da değiştirmem o yüzden siz kendi kafanızda yedi olarak değiştirirsiniz.

Bu pisiciğin yine çok konuşası var millet. O zaman alın gelin çayınızı, kahvenizi şimdi gıybet zamanı!


Bende muhabbet biter mi? ASLA!


Yeni hikayemizin konusu İLK AŞK.

AMAN TANRIM ilk aşkımı hayatta unutamam millet. Çünkü çocuk bende travmaya sebep olmuştu uzun bir dönem. YIL 2005 evimizi hemen yanında 10 adım mesafedeki Etlik de 120. yıl İ.Ö. okuluna gidiyorum o zamanlar. Sınıf Öğretmenim Nurşen Hoca ( Sizde benim için kötü anılardan sadece birisinden ibaretsiniz) idi o zamanlar. O zamanlar ki ben insanlarla iletişim halinde pek değildim. Daha çok resim çizerek iletişim kurar, çizdiğim resimlerdeki dünyalarda yaşardım. Okuma yazmayı en son ben öğrenmiştim çünkü harflerin bana karman çorman görünmesi işleri zorlaştırıyordu. çoğu harfi hep ters çizer, birbirlerine karıştırırdım. Hatta kendi uydurduğum alfabem bile vardı. Her neyse Nurşen Hoca da bunu bildiği için verirdi elime bir A4 kağıt en arka sıraya otur ve resim çiz. Gıkın çıkmasın. Evet böyle bir hocaydı. Ee haliyle pek ilgili bir hoca olmadığını anlamışsınızdır ki benim o zamanlar disleksi hastalığımı da fark edememişti.  

Disleksi: Kişinin normal veya üstün zeka düzeyinde olmasına rağmen okuma, yazma ve dil becerilerinde problem yaşamasına sebep olan özel öğrenme bozukluğudur.

Nurşen Hocanın büyük çocuğu Ataberk, her cuma günü annesi ile okula gelir hatta son iki saatlik beden dersinde de bizimle oyunlar oynardı. Deli gibi aşıktım ona. Eee sayko ben bir şeyler yapmam gerekti bu çocukla ilgili. Kendimi açmalıydım, ifade etmeliydim ona aşkımı. Haykırmalıydım!!!

Yine bir cuma günü Ataberk beden dersinde bizimle oynuyor. Ama oyun Saklambaç. Ataberk koştu koştu arka bahçede bir köşeye geçti saklandı. Eee bende durur muyum koştum peşinden çocuğun. Dikildim karşısına. Ama ağzımı bıçak açmıyor tabi o zamanlar insanlarla iletişimde kötü olduğumu söylemiştim. Bir gün öncesinde aynı odada hatta aynı yatakta birlikte yattığım ergen ablamın izlediği bir aşk filminden örnek alıp yapıştım çocuğun dudaklarına. SONUÇ? Tam bir FİYASKO. Ataberk tek kelime etmedi. Sadece gözlerinden akan yaşlar bütün elem kederi anlatmaya yetti de denebilir. Bu olay sonucunda annesi sevgili (!) öğretmenim Nurşen Hanım bana iyice bilenmiş, annemle konuşmuştu. Yani anlayacağınız annemden yediğim dayakla kalakalmıştım. 
peki ya bu Ataberk'e noldu? Eee şu teknoloji sayesinde kim ne yapmış biliyoruz, görüypruz artık. Çocukken de sarışın olan Ataberk hala sarışın ve buğday tenli. Boyu fazla uzamamış ve birde kırmızı saçlı tıfıl bir manitası ile o ülke benim bu ülke senin gezmekteler.
Ama Ataberk inşallah ilerde senin kızın da aynısı yaşar be zalimin oğlu!



Sizleri seviyorum! Karantinada günlerinizi en verimli şekilde geçirmeye çalışın. Benim gibi full anime izleyerek nereye kadar dimi canım? Neyse ben kaçar. Şu olan 21 yaşında dana kız yine bir anime karakterine aşık oldu da...

YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...