22 Mart 2020 Pazar

NE?! Simitçi Bir Kedi mi?


                                                                                   22.03.2020


NE?! SİMİTÇİ BİR KEDİ Mİ?


Balıkçı bir kedi neyse de simit satan bir kedi mi? 
İlk anlatacağım anımın sizler için dikkat çekici olmasına dikkat ederek seçtim. Peki başarılı olacak mı? Bana sorarsanız sanmam. :)
Arkadaşlarım bile inanmaz daha 11 yaşındayken simit, açma sattığımı. Ama doğru. merak ediyorsan hemen alalım sizi okumaya.


Her neyse o zaman hikayemize geçelim...

Babam hiç otoriter bir insan değildir. Ama hayatı yaşamayı, paranın nasıl kazanıldığını da iyi öğreten insanlardan biriydi. Bir diğer özelliği ise aklından güzel küfür uydurabiliyor olmasıydı tabii. 
Küçük yaşta ailesinin boşanmasıyla babam bir nevi babasız kalmış. Evin en büyük oğlu olması, üvey babası da olsa evi geçindirmesine yeterli sebepmiş. 11 yaşında iş hayatına atılan babam Balıkesir'in sahillerinde, ara mahallelerinde simit satarak para kazanmış. Simitçilik daha sonra onun mutfakla tanışmasına neden olmuş. 11 yaşından beri simit satıp ailesine ekmek götüren bu çocuk, delikanlılığa geldiğinde esnaf mutfaklarında çalışmaya başlamış. Anlayacağınız benim babam de ekmeğini taştan çıkaranlardan.

Prenses havasında davranan ablamdan ziyade tam bir erkek çocuk gibi takılan ben babamın dikkatini çekmişim.
11 yaşındayken okulların yaz tatiline girdiği vakit Ankara'nın kasvetinden kaçıp yine Balıkesir'e kendimizi attığımız zamanların birinde...
Babam tuttu kolumdan götürdü beni açma yapılan küçük bir imalathaneye.  '' Para kazanıp hayatın nasıl olduğunu öğreneceksin Rabia. Sabah kahvaltıdan sonra başlayacaksın çalışmaya akşam ezanına kadar da devam edeceksin. '' dedi gür sesiyle.
Hayır demedim tabi. Yanlış anlaşılmasın babamın korkusundan değil. Bana yeni bir oyun gibi gelmişti.
 Babamla oynayacağım yeni oyun.

 Ertesi gün o açma tahtasını kafamda taşırken anladım oyun olmadığını.
 Normalde salık olan  altın sarısı renginde kıvırcık,  uzun saçlarımı annem o günden sonra her sabah örerdi.  Terlemeyeyim diye. Gücümün yetmediği ağırlıktaki o açma tahtası kaç defa düştü de döküldü açmalar yere... Eee bunu gören insanlarda satın almadı tabi açmaları. Günlerce ağladım o açmalar hep yere düşüyor tutamıyorum diye. Sonra açmaları diğer esnaflarla topluyor geri satmaya kalkıyordum sahilde. Yaşıtlarım o yaz denize girerken ben yere düşen açmaları yiyerek geçirmiştim. bu böyle bir, iki hafta devam etse de alışmıştım. daha az düşürüyor, hatta hasılat bile yapıyordum.
 Müşteri benden zeytinli isteyip ben onlara peynirli versem de alışmıştım kendi çapımda işte. Bir ay sonra annemin ısrarlarına dayanamayan babam pes edip bana açma sattırmaktan vazgeçti. 

peki ben ne yaptım? 

hemen denize atlayıp oyunlar mı oynadım? Öyle olmadı.

 Alın teriyle çalışmanın hazzına varmıştım bir kere. Annemle yengeme içli köfte yaptırıp sokakta onları satardım. denizden midye toplar satardım. Balık tutanlara denizde dalıp sülün toplar satardım. 

Babama bu hayatta tek teşekkürümdür.

Bana alın teriyle nasıl para kazanılacağını öğrettiği için... :)

Yani a dostlar bu pisicik diğer kediler gibi sudan korkup kaçmadı. Bırakın sudan kaçmayı, suya dalıp para kazanacak şeyler bile çıkardı o sudan. 

- Uzaydan Gelen Kedi

YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...