YONTULMUŞ AŞK
Herkese merhabalar! Ben geldim. Aslında geçen gün yazmam gerekti yeni yazıyı ama maalesef çok yorgundum ve olamadı. Bir de bu aralar aşırı yoğunum ama yoğunluk hep birbirini tekrarlıyor. Yani bütün günlerim aynı yoğunlukta ve birbirinin aynısı gibi geçtiği için yaşadığım sıra dışı bir şey yok şu aralar. Bu da tabi bana yazı için pek malzeme sunmuyor açıkçası.
Ben de size ne anlatabileceğim konusunda tereddütteydim. Ama ben de hikaye bitmez kediciklerim... Size güzel bir hikaye anlatacağım. Hem de yunan mitolojisinden bir hikaye. Kahveleriniz, çaylarınız hazırsa hikayeme geçiyorum o zaman.
Anlatacağım hikayenin baş kahramanı 'Pygmalion'. Pygmalion çok meşhur bir heykeltıraştır. Bazı kaynaklarda da kendisinin Kıbrıs'ın Kralı olduğu da söylenmektedir. Pygmalion çok güzel heykeller yapan bir sanatçıdır. İşini çok sever ve işinde de oldukça başarılı olan Pygmalion hayatının aşkını henüz bulamamıştır. Yaşadığı yerdeki kadınlar Afrodit'e saygısızlık yapan ve bunun sonunda cezalandırılan kadınlardır. Bu kadınlar kötü ve oldukça sıradan kadınlardır. Bu yüzden de Pygmalion gönlünü kimseye kaptıramamış hatta onları ahlaksız fahişeler olarak görür, nefret eder. Pygmalion hep kötü bir zamana denk geldiğini, bu zamanın kadınlarının Afrodit'in gazabına uğramış sıradan, kötü kadın olarak düşünür durur. Bu zamanın kadınlarıyla yaşamaktansa yalnız yaşaması gerektiğini düşünür. Ama içten içe de sevme ve sevilme isteğine de karşı koyamaz.
Bir gün fildişinden bir heykel yapmaya başlar. Bu heykel gün geçtikçe bir şekile dönüşmeye bu şekilde güzeller güzeli bir kadına bürünmeye başlar. Pygmalion adete sanatını konuşturur, adeta kusursuz bir kadın çıkartır ortaya. İşini bitirdiğinde kusursuz heykele bakamaya doyamayan Pygmalion sonunda kendi yaratmış olduğu heykelin güzelliğine teslim olur. Önce fildişinden bir heykele aşık olmasını saçma bulsa da elinde değildir Pymalion'un, aşık olmuştur bir kere. Heykele gerçek bir kadın gibi davranır. Ona elbiseler giydirir, mücevherler takar. Nadiren dışarı çıkan Pygmalion çıktığında ise elinde heykele almış olduğu mücevherler ve çiçeklerle geri döner. Hatta heykele bir de isim verir 'Galatea'. (Eski Yunancada 'süt beyazı anlamına gelir.)
Günlerce evden çıkmadan heykelle vakit geçiren Pygmalion sanki cevap verecekmiş gibi onunla konuşur, okşar yanlışlıkla bile olsa heykele sert dokunsa hemen ondan özür diler, heykeli incitmekten çok korkar. Heykelle konuşan Pygmalion'un halini şair Ovidius 'Dönüşümler' adlı eserinde şöyle bahseder:
'' Tutuşmuş gönlü Pygmalion'un, dayanamaz olmuş. Sık sık sarılır, kucaklar, öperdi bu yontuyu. Bir fildişi olduğunu düşünmezdi bile. Öper, söyler, söyleşir, karşılık beklerdi ondan. Eli el, kolu kol sanır okşardı. Parmağıyla dokunsa incinir, üzülür diye korkardı. Bir olur yakınlık, bir olur ondan karşılık umardı.''
Pygmalion heykelle konuşmaktan delirecek noktasına gelmiştir. Bir tanrı olmadığını, heykelin canlanmadığını kabullenince Afrodit'in kutsal bir gününde adak adar. Pygmalion tüm Tanrılara ve Afrodit'e şöyle dua eder:
''Siz Tanrılar, bir kadın verin bana. Elinizden gelir bu. Benzesin bu fildişi kadına. Onun gibi olmasın, yardımcım olsun.''
Afrodit kendisine gelen tüm duaların arasında bu duaya kulak kesilir. Çünkü diğer ölümlülerin dualarından çok farklı bulur ve bu ölümlünün haline üzülür, yalnızlığını görür. Sonuçta aşkın en iyi değerini Afrodit bilir, aşksızlığında...
Afrodit, Pygmalion'a yardım etmeye karar verir. Pygmalion bir gün dışardan eve geldiğinde heykelde bir değişlik olduğunu fark eder. Fildişinden olma heykelin dudakları sert ve soğuk olması gerekirken sıcak ve yumuşak, yüzü al aldır. Ayrıca heykel Pygmalion'a gülümsüyordur. Pygmalion delirdiğini düşünürken heykelin bileklerine dokunur ve nabzının attığını fark eder. Pygmalion'un duaları kabul olmuş, heykel artık canlanmıştır. Heykelin tam dönüşümünü bekleyen yalnızca Pygmalion yoktur, Afrodit'in oğlu Eros da oradadır. Galatea tam dönüşümü gerçekleştirdiğinde Eros aşk okunu Galatea'ya atar ve Pygmalion'un tek taraflı aşkı birden güzel bir peri masalına döner. Hemen sonra Pygmalion ve Galatea evlenirler. Çok mutlu olurlar ve bir de çiftin erkek evlatları Paphos olur.
Bu mitolojik öykü aslında bir çok filme, kitaba ilham kaynağı olmuştur.
Bu mutlu son ile biten hikayemizde biraz sorunlar yok mu? Kusurlarıyla kimseyi kabul etmemeyi, ruhuna değil de görüntüsüne aşık olmayı, kusursuz aşkı ve en önemlisi de kadına ne istediği sorulmuyor bile. Galatea, Pygmalion yani yaratıcısına aşık olmasından başka bir şansı yok gibi.
Peki ya siz ne düşünüyorsunuz kediciklerim?
Yeni yazıda görüşmek üzere💖



