24 Ekim 2023 Salı

YONTULMUŞ AŞK

 

YONTULMUŞ AŞK



Herkese merhabalar! Ben geldim. Aslında geçen gün yazmam gerekti yeni yazıyı ama maalesef çok yorgundum ve olamadı. Bir de bu aralar aşırı yoğunum ama yoğunluk hep birbirini tekrarlıyor. Yani bütün günlerim aynı yoğunlukta ve birbirinin aynısı gibi geçtiği için yaşadığım sıra dışı bir şey yok şu aralar. Bu da tabi bana yazı için pek malzeme sunmuyor açıkçası. 

Ben de size ne anlatabileceğim konusunda tereddütteydim. Ama ben de hikaye bitmez kediciklerim... Size güzel bir hikaye anlatacağım. Hem de yunan mitolojisinden bir hikaye. Kahveleriniz, çaylarınız hazırsa hikayeme geçiyorum o zaman.



Anlatacağım hikayenin baş kahramanı 'Pygmalion'. Pygmalion çok meşhur bir heykeltıraştır. Bazı kaynaklarda da kendisinin Kıbrıs'ın Kralı olduğu da söylenmektedir. Pygmalion çok güzel heykeller yapan bir sanatçıdır. İşini çok sever ve işinde de oldukça başarılı olan Pygmalion hayatının aşkını henüz bulamamıştır. Yaşadığı yerdeki kadınlar Afrodit'e saygısızlık yapan ve bunun sonunda cezalandırılan kadınlardır. Bu kadınlar kötü ve oldukça sıradan kadınlardır. Bu yüzden de Pygmalion gönlünü kimseye kaptıramamış hatta onları ahlaksız fahişeler olarak görür, nefret eder. Pygmalion hep kötü bir zamana denk geldiğini, bu zamanın kadınlarının Afrodit'in gazabına uğramış sıradan, kötü kadın olarak düşünür durur. Bu zamanın kadınlarıyla yaşamaktansa yalnız yaşaması gerektiğini düşünür. Ama içten içe de sevme ve sevilme isteğine de karşı koyamaz. 


Bir gün fildişinden bir heykel yapmaya başlar. Bu heykel gün geçtikçe bir şekile dönüşmeye bu şekilde güzeller güzeli bir kadına bürünmeye başlar. Pygmalion adete sanatını konuşturur, adeta kusursuz bir kadın çıkartır ortaya. İşini bitirdiğinde kusursuz heykele bakamaya doyamayan Pygmalion sonunda kendi yaratmış olduğu heykelin güzelliğine teslim olur. Önce fildişinden bir heykele aşık olmasını saçma bulsa da elinde değildir Pymalion'un, aşık olmuştur bir kere. Heykele gerçek bir kadın gibi davranır. Ona elbiseler giydirir, mücevherler takar. Nadiren dışarı çıkan Pygmalion çıktığında ise elinde heykele almış olduğu mücevherler ve çiçeklerle geri döner. Hatta heykele bir de isim verir 'Galatea'. (Eski Yunancada 'süt beyazı anlamına gelir.)


Günlerce evden çıkmadan heykelle vakit geçiren Pygmalion sanki cevap verecekmiş gibi onunla konuşur, okşar yanlışlıkla bile olsa heykele sert dokunsa hemen ondan özür diler, heykeli incitmekten çok korkar. Heykelle konuşan Pygmalion'un halini şair Ovidius 'Dönüşümler' adlı eserinde şöyle bahseder: 

'' Tutuşmuş gönlü Pygmalion'un, dayanamaz olmuş. Sık sık sarılır, kucaklar, öperdi bu yontuyu. Bir fildişi olduğunu düşünmezdi bile. Öper, söyler, söyleşir, karşılık beklerdi ondan. Eli el, kolu kol sanır okşardı. Parmağıyla dokunsa incinir, üzülür diye korkardı. Bir olur yakınlık, bir olur ondan karşılık umardı.''

Pygmalion heykelle konuşmaktan delirecek noktasına gelmiştir. Bir tanrı olmadığını, heykelin canlanmadığını kabullenince Afrodit'in kutsal bir gününde adak adar. Pygmalion tüm Tanrılara ve Afrodit'e şöyle dua eder:

''Siz Tanrılar, bir kadın verin bana. Elinizden gelir bu. Benzesin bu fildişi kadına. Onun gibi olmasın, yardımcım olsun.''


Afrodit kendisine gelen tüm duaların arasında bu duaya kulak kesilir. Çünkü diğer ölümlülerin dualarından çok farklı bulur ve bu ölümlünün haline üzülür, yalnızlığını görür. Sonuçta aşkın en iyi değerini Afrodit bilir, aşksızlığında...

Afrodit, Pygmalion'a yardım etmeye karar verir. Pygmalion bir gün dışardan eve geldiğinde heykelde bir değişlik olduğunu fark eder. Fildişinden olma heykelin dudakları sert ve soğuk olması gerekirken sıcak ve yumuşak, yüzü al aldır. Ayrıca heykel Pygmalion'a gülümsüyordur. Pygmalion delirdiğini düşünürken heykelin bileklerine dokunur ve nabzının attığını fark eder. Pygmalion'un duaları kabul olmuş, heykel artık canlanmıştır. Heykelin tam dönüşümünü bekleyen yalnızca Pygmalion yoktur, Afrodit'in oğlu Eros da oradadır. Galatea tam dönüşümü gerçekleştirdiğinde Eros aşk okunu Galatea'ya atar ve Pygmalion'un tek taraflı aşkı birden güzel bir peri masalına döner. Hemen sonra Pygmalion ve Galatea evlenirler. Çok mutlu olurlar ve bir de çiftin erkek evlatları Paphos olur. 

Bu mitolojik öykü aslında bir çok filme, kitaba ilham kaynağı olmuştur. 


Bu mutlu son ile biten hikayemizde biraz sorunlar yok mu? Kusurlarıyla kimseyi kabul etmemeyi, ruhuna değil de görüntüsüne aşık olmayı, kusursuz aşkı ve en önemlisi de kadına ne istediği sorulmuyor bile. Galatea, Pygmalion yani yaratıcısına aşık olmasından başka bir şansı yok gibi.


Peki ya siz ne düşünüyorsunuz kediciklerim? 


Yeni yazıda görüşmek üzere💖

4 Ekim 2023 Çarşamba

KASEDİ BAŞA SARMAK

 KASEDİ BAŞA SARMAK



Öhöm öhöm ben geldim. Uzun zaman oldu. Halbuki en son yazımı sanki dün yayınlamışım gibi.... Neyse nerede kalmıştık en son? Balıkesir'de ailemin yanında doğum günümü kutluyordum. Kedilerimle ve sevdiğim insanlarla vakit geçiriyordum. Çok şey oldu. Hayatımda, rutinlerimde çok büyük değişimler oldu bu süreçte. Son 2-2.5 yıldır size çok açık oldum. Her şeyi ama en çok da asıl beni anlattım. Dönüp eski yazılarımı okudum da oldukça depresyonda gibi gözükmüşüm. Evet bir kısmında gerçekten öyleydi ama çoğu zaman ise sadece içinde bulunduğum bunaltıcı durumlardan dolayı can sıkkınlığı idi. Depresyonda olduğum zamanlar inan bana bilirim. Yıllardır depresyon ile uğraşan bir anneye sahibim. Benim ise uğraşmam gereken çok daha büyük bir sorunum var. Hipertimezi olan bir insan olarak diyebileceğim tek şey çok zor bir şey ile cebelleşmeniz. Çünkü herhangi bir olayı yaşadıysam ve bunun tekrarı olduğunda tetiklenmem. Bu eğer kötü bir olay ise travmaya dönmesi. Şöyle izah edeyim Yumoşu geçtiğimiz Ağustos ayının 26 sında kaybettim. Aslında bildiğimin aksine oğlumun durumu çok ciddiymiş. Ama ablam bana durumun kötü olduğunu söylemek istememiş. Onu da anlıyorum onu kurtarabilirim, yanında olmalıyım düşüncesiyle hemen Ankara'ya dönerdim. Durum o kadar vahiymiş ki kliniğe götürdüklerinde tavşanın durumunun kötü olduğu hatta daha fazla acı çekmemesi için uyutmayı teklif etmişler. Ablamda bunu kabul etmeyip benden saklamak istemiş. Ben Ankara'ya henüz gelmeden yani yoldayken Yumoş maalesef hayatını kaybetti. Sebebine gelecek olursak verdiğim pet otel hiç ama hiç ilgilenmemiş. Verdiğim mama kutuları hiç açılmamış bir şekilde ablama teslim edilmiş. Zor nefes alıyor, vücudunun her yeri yaralarla kaplı (Sarkoptik uyuz kapmış.), iç organları hasarlı, çok zayıf ve hareket edemeyecek durumdaymış. Hala bu konudan bahsedemiyorum çünkü ağlıyorum (yazıda bundan bahsederken de ağladı...).

 Hipertimezi ile alakası ne bu olayın diyecek olursanız Yumoş'un ölümü beni hep önceki hayvanlarımın hayatımdan gittikleri anları tekrar tekrar ve tekrar zihnimde dönmesini tetikledi. Aslında bu hep böyle. Kötü bir olay yaşamamın ardından tekrar benzer bir olay yaşadığımda beynim sürekli bütün anı arşivini önüme sunuyor. Bu da çok fazla acı çekmemi sağlıyor. Durum böyle. Her yazıda biraz daha derine inmemde beni o kadar çok şaşırtıyor ki...  

Bunun dışında böyle olmuyor, kendime bir çekin düzen vermem gerek diyerek hayatımda düzenlemeye gittim. Stajımdan arta kalan zamanlarda çok ciddi ders çalışıyorum. Hem diğer okulum için hem de gireceğim KPSS, ALES gibi sınavlarım için... Aynı zamanda 3 ayrı kurs alıyorum. Bunlar İngilizce, Yunanca ve dijital çizim. İngilizceyi almamın sebebi orta derece olan İngilizcemi en iyiye taşımak. Yunancayı ise zaman geçtikçe unuttuğumu ve tekrar etmem gerektiğini düşündüğüm için. Dijital çizim ise uzun zamandır tablette ve telefonda bir iki uygulamadan çizimler yapıyordum zaten. Fakat son yazımda bazı hayallerimin peşine düşmediğimi söylemiştim. Bunlardan bir tanesi de çocukluğumdan beri hep kendi çizgi romanımı çizmemdi. Bunun için bir adım atmak istedim. 

Yumoştan sonra artık bir hayvan sahiplenmeme kararı verdim. Çünkü artık kaldıramadığımı fark ettim. Bu üzücü olaylar elbet olacak ve ben tekrar tekrar yaşamayı kaldırabileceğimden emin değilim. Hem zaten bu görevi sağ olsun Halide üstleniyor. Evet benim biricik güzel kızım Eylül'ün ilk haftası doğum yaptı. 6 güzel bebeğimiz daha oldu! Babam onlarla ilgilendiği için aşırı mutlu. Ben henüz bebekleri göremedim.

Hayatımda daha bir çok değişim söz konusu. Ama bunları açıklamak henüz çok erken. Henüz zamanı değil. Bir de şu var! Düzenli yazı sistemime geri dönüyorum! Evet bu doğru. Uzun zamandır planlı bir şekilde yaşıyorum gerçi yaşamak için de mecbur gibiyim. Neyse hayatımı bu şekilde aşırı planlı yaşıyorum. Blog yazılarımı da tekrar düzenli hale getirmeye karar verdim fakat bu zamana beklememin sebebi biraz daha toparlanmak ve şu üzerimdeki yoğunluğu biraz hafifletmeyi beklemekti. Ama artık geri döndüm! Umarım beni özlemişsinizdir! Ben sizi çok özledim💕

 Eeee o zaman yeni yazıda görüşelim olur mu? Okuduğun için çok teşekkür ederim😽

YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...