21 Ağustos 2023 Pazartesi

21 AĞUSTOS

 '21 AĞUSTOS'



(Balıkesir, Altınoluk'un taş sokaklarında arkadaşlarıyla saatlerini aşık olduğu denizde harcayan, bir elinde sapanı diğer elinde sokaktan bulduğu herhangi bir hayvanla koşan küçük kıza ithafen yazılmıştır.)

99 depreminde çok korkmuş hamile olan annem normal bir doktor kontrolüne gittiğinde hiç beklemediği bir şey olmuş. Doktor' un  ''Acilen seni doğuma almalıyız. Bebek içerde ölmek üzere kordon boynuna dolanmış'' sözleriyle annem doğuma girmiş.

Mosmor bedeni, beyaza yakın sarı saçlar, boncuk boncuk kocaman mavi gözler...

Annem doğuma girmeden babama haber etmek, ben ameliyata giriyorum doğum çantasını getir demek için aramış. Tabi babam heyecan ve panikten hiçbir şey almadan gelmiş. Doğumdan sonra hastanenin verdiği örtüyle kalmışım. Annem çocuğumun giyecek bir kıyafeti yok diyerek ağlamaya başlayınca odadaki diğer bir anne benim bebeğimin  yedek kıyafetlerini giydirelim demiş. Ve ben doğar doğmaz erkek kıyafetleri giymişim.

Sarı lüle lüle saçlarımı annem hep uzatır kurdeleler takardı. Kırmızı renginde süslü elbiseler giydirirmiş bana. Anneme göre bana en çok yakışan renk kırmızıdır.

Evde bebeklerimle oynarken sokaklarda hep bir elimde sapanlar, bilyeler olurdu. Kuzenlerimle herkesi döver, arkadaşlarımla hep yaramazlıklar yapardım. 

Çok güzel bir çocukmuşum. Bir kere kaçırılmaya bile çalışılmışım. Aslında o günü az çok hatırlıyor gibiyim. Annem hep korkarmış bana nazar değmesinden. Ama annem haylazlıklarımdan da oldukça bıkarmış.

Bir gün rahmetlik anneannemin taklidini yapmaya kalmışım. Annem ile bir gün o zamanlar en sevdiğim yerlerden olan Ulus'a gitmişiz. Ulusta yürürken görme engelli anneannemin taklidini yaparak yolda yürümüşüm. Yanımızdan geçen insanlar ahlayıp vahlayınca annem bana dönüp bakmış ki kör taklidi yapıyorum. Tabi oyunculuklarım bunlarla da kalmıyor...

Ben ailemin 2. ve en son doğan çocuğum. Evin en küçüğü. 

Hiç istemezdim evin en küçüğü olmak.

Normal hayatta beni tanıyanlar asla beni evin içerisinde, aileme karşı tavırlarımda olsun beni tanıyamaz. İki benden oluşuyor gibiyim. Birinci ben; her zaman gülen, hiçbir şey umursamayan, aile bireylerini sürekli güldürmek için espriler yapan. İkinci ben ise asıl ben. Maskemin olmadığı zamanda ben. Daha ciddi. Her zaman sevecen ama bunu o kadar da belli etmeyen. Sevgisini hareketleriyle gösteren, çok fazla dile getirmeyen bir ben. Bazen birinci benden bunalan maskesinin altında ezilen bir ben. 

Bazı zamanlar evin neşesini oluşturmaya çalışmak beni o kadar yoruyor ki...

Hemen ardından da ebeveynlere ebeveynlik yapan bir ben var.

Ablamla ben o kadar uğraştık ki. Babamızın özgür ruhluluğu, annemizin doruklarında yaşama durumları ve en önemlisi depresyonu... Doğduğumuzdan beri sırtlanmamız gereken bir durum oldu. Kendimizin ebeveyn olma durumu. 

Haksızlık edemem. Güçlü, bize nasıl yaşamamız gerektiğini öğreten iyi bir annemiz vardı başımızda. Babasızda yaşanılabilmeyi öğreten bir babamız. İki ayrı karakterden oluşan iki ayrı kız çocukları. En küçüğü de ben. Hep hırçın, saldırgan, güçlü ama bir o kadarda kırılgan, asla zayıf noktalarını belli etmeyen, sevgiden korkan, aşırı sevgisinden kıskanan. 

Büyüdük be küçüğüm. Ama çok şey başardık. Çok da başarısız olduk. Yine de ayağa kalkmayı bildik. Aşık olduğumuz, keşfine doyamadığımız o deniz bana hüzünlü bakıyor. Halbuki eskiden yalnızca eğlenceyi hatırlatırdı bize. O çok sevdiğimiz Ege denizine benzedik büyüdükçe. Sert dalgaları, bedenimizi döven soğukluğu bize işledi. Üstümüzdeki ağırlıkları teker teker denizin dibine gönderdik. Karşımda durmuş küçük beni hayal ediyorum bazen. Uzun sarı saçları, kırmızı elbisesi, koyu yeşil ve kahve gözleriyle şaşkınca beni izlerken. Nasıl büyüdüğüne hayret edercesine. Onunla konuştuğumu düşünüyorum.

Özür dilerim.

Çok özür dilerim.

Hayallerimizden vazgeçtiğim için, insanların niyetlerini çözemediğim için. Ve en çok da kendime, bize veremediğim değer için özür dilerim.

Ama ben şuan mutluyum. Gerçekten mutluyum. 

Sadece eskiden olduğu gibi, eski benin mutlu olduğu zamanları çok özlesem de mutluyum.

Çok şey kaybettik. 

Sevdiğimiz insanları, hayvanlarımızı, hayallerimizi. Bazen kendimizi.

Ama çok da güçlüydük. Hala da öyleyiz. 

Ve biz küçüğüm artık 24 yaşındayız.

 

20 Ağustos 2023 Pazar

SÜREKLİ GÜÇLÜ MÜ OLMAK ZORUNDAYIM?



 SÜREKLİ GÜÇLÜ MÜ OLMAK ZORUNDAYIM?



NOT: BU YAZI AĞUSTOSUN 8'İNDE YAZILDI.YENİ DEĞİL AMA PAYLAŞMA CESARETİNİ KENDİMDE BULAMADIM. ŞUAN ÇOK DAHA İYİYİM. POZİTİF YÖNDE İLERLİYOR HER ŞEY (UMARIM). 

Herkese yeni bir yazıdan merhabalar. Aslında buraya yazı yazmıştım haftalar öncesinde ama paylaşamadım...Sağlık sıkıntılarım, hayvanlarım derken baya bi konularla uğraşmak durumunda kaldım. Çok isterdim size evimin balkonuna oturmuş, deniz manzarası ve ayağımın dibinde uyuyan kedilerimin vermiş olduğu huzur ile yazayım bu yazıyı. Maalesef hayatım şu aralar huzurdan oldukça uzak. İçimdeki ateş sönmüyor bu yüzden de aylarca eve dönmeyi beklediğim evimin tadını çıkaramaz oldum. Her şeyi anlatacağım. Soğuk kahve ve çaylarınız hazır mı? 

(Geçmeden hemen önce size teşekkür etmek istiyorum. Bir önceki yazım olan ''Yumoş Bir Hayat'' 1674 okunmaya ulaştı. Bunun için çok teşekkür ederim. Bu senenin rekorunu kırdık gibi gözüküyor. Sağ olun kediciklerim...)

Ablam evlendi. Kendine bir yuva, aile kurması elbette mutluluk verici. Ama bazen o boş odasından çıkacakmış gibi düşünüyorum ve bu beni biraz üzüyor. Ablam evlenirken ağlamadım. Sonrasında da. Annem içime attığımı, saklandığımı söylüyor. Belki de öyledir ya da değildir. Bayramdan sonra Balıkesir'e döndüm. İlk başlarda çok iyiydi. Kafamı boşaltıyor, vücudumu dinlendiriyordum. Çok stresli bir dönemi arkamda bırakmıştım bu yüzden de kendime odaklanmaya çalışıyordum. Derken 26 Temmuz tarihinde yürüyüş yaparken gece yolun kenarında kedilerimizden bir tanesi (Reis) yatmış bir halde gördüm. Seslendiğimde yerinden kalkmadı. Normalde sesimi duysa koşarak gelirdi. Bu sefer sesimi duyar duymaz ağlamaya başlamıştı oğlum. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım elbette. Kuzenime acilen annemi çağırmasını söyledim ve koşarak eve gidip havlu getirdim. Anladığım kadarıyla Reis bir şeyden dolayı ayağa kalkamıyordu. Tam ne olduğunu anlayana kadar kıpırdatmadan havluyla alıp eve getirmem gerektiğini düşündüm. O sırada annem geldi, kediyi kucağına aldığı gibi hayvan bir slime gibi düştü. Anneme güvenemediğim için bu sefer ben kucağıma alıp eve getirdim. Getirirken Reis o can havliyle sağ olumu ısırdı. Neyse bir pet box'a koyup odama koydum. Ertesi sabahta kliniğe götürdüm. İlk başta Edremit'e gittim röntgende bir şey çıkmadı dediler. Algılayamadım. Çünkü hayvanımın arka iki patisi de tutmuyordu. Onlara güvenmeyi İvrindi'ye götürdüm kediyi. Kedime araba çarpmış ve belinden iki kemik kırılmış. Arka patilerini kullanamamasının sebebi de buymuş. Hala klinikte. 27 Temmuzdan beri... Ölüm riski yok şuan. Zaten her zaman çok güçlüydü benim oğlum. Bir ay sonra alabileceğimizi söyledi hekim. 

Hani Reis benim kolumu ısırdı demiştim ya. İlk 3 saat umurumda olmadı. Hayvanımın başında ağlamaktan, onun acısını çekmekten kolumun farkında bile değildim. Kolumun kanaması dursa da çok fena şişmişti 3 saat içerisinde. Hemen hastaneye gittik. Ve gece 4'e kadar hastanede kaldım. Reis o can havli ile baya bir derin ısırmış ve kolum içeriden enfeksiyon kapmış. 10 gün boyunca ilaçlar ile kolumdan bütün vücuduma yayılmasını önledik. Tabi bu süreçte denize falan girmem yasaktı. Zaten kolumda balon gibi şişmiş, ateşten günlerce yataktan çıkamamıştım.

Yumoş'u eve getirmedim. Kendisi Ankara'da kaldı. Arkadaşım zannetiğim birisinin aracılığıyla bir tane pet otele bırakmıştım. Ama sonrasında işler sarpa sardı. Yumoş hasta oldu. Pet otel ile daha sonrasında da arkadaşım dediğim insan müsveddesi ile karakolluk olduk. İki aylık anlaşma yapmıştık ama bir ay dolar dolmaz Yumoşu almak durumunda kaldık. Şuan Yumoş iyi. Ablamlar bakıyor. Tabi bu süreç anlattığım kadar kolay geçmedi maalesef. Tam bir hafta benim sürekli ağlamalarım, sinir krizleri geçirmelerim derken geri mi dönsem, bakacak kimi bulsam.. Bu düşünceler içerisinde boğuldum. Şuan iyiyim. Yani iyi gibiyim. 

Neyse mezun oldum bu arada! Artık işsiz bir üniversite mezunuyum ksmjhbjk şaka bir yana hayat çok ilginç. Daha dün gibi ilk okula gidişim. Ne hayaller, ne umutlar... Biten, devam eden arkadaşlıklar, berbat üniversite sevgililiklerim, flörtlerim derken bitti işte. Tabi bana da anlatacak bolca maceralarıyla. 

Onun dışında anlatmadığım bir şey kaldı mı? Hıh Halide yine hamile... Evet benim kızım yine karnı burnunda ayaklarımın dibinde onuncu rüyasında. 

Burada yokken hayatımda bunlar yaşanıyordu... Benim için baya zorlu, depresif ama bir o kadarda eğlence doluydu. Eğlenceli kısımlar da bir diğer yazıda olsun o zaman😽 Güzellikle kalın o zamana kadar.💗

Yarın doğum günün yazım olan ''21 AĞUSTOS'' gelecek. Bu yazı önceki yazılardan biraz farklı. Sizinle konuşmaktan ziyade kendimle konuştuğum bir yazı oldu. Doğum günümün şerefine yarın gelecek...


Benimle iletişim halinde olmanız için tumblr hesabım👇

https://www.tumblr.com/zaundangeldim

 Wattpad profil linkim👇

https://www.wattpad.com/user/MelinoeJr



YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...