'21 AĞUSTOS'
(Balıkesir, Altınoluk'un taş sokaklarında arkadaşlarıyla saatlerini aşık olduğu denizde harcayan, bir elinde sapanı diğer elinde sokaktan bulduğu herhangi bir hayvanla koşan küçük kıza ithafen yazılmıştır.)
99 depreminde çok korkmuş hamile olan annem normal bir doktor kontrolüne gittiğinde hiç beklemediği bir şey olmuş. Doktor' un ''Acilen seni doğuma almalıyız. Bebek içerde ölmek üzere kordon boynuna dolanmış'' sözleriyle annem doğuma girmiş.
Mosmor bedeni, beyaza yakın sarı saçlar, boncuk boncuk kocaman mavi gözler...
Annem doğuma girmeden babama haber etmek, ben ameliyata giriyorum doğum çantasını getir demek için aramış. Tabi babam heyecan ve panikten hiçbir şey almadan gelmiş. Doğumdan sonra hastanenin verdiği örtüyle kalmışım. Annem çocuğumun giyecek bir kıyafeti yok diyerek ağlamaya başlayınca odadaki diğer bir anne benim bebeğimin yedek kıyafetlerini giydirelim demiş. Ve ben doğar doğmaz erkek kıyafetleri giymişim.
Sarı lüle lüle saçlarımı annem hep uzatır kurdeleler takardı. Kırmızı renginde süslü elbiseler giydirirmiş bana. Anneme göre bana en çok yakışan renk kırmızıdır.
Evde bebeklerimle oynarken sokaklarda hep bir elimde sapanlar, bilyeler olurdu. Kuzenlerimle herkesi döver, arkadaşlarımla hep yaramazlıklar yapardım.
Çok güzel bir çocukmuşum. Bir kere kaçırılmaya bile çalışılmışım. Aslında o günü az çok hatırlıyor gibiyim. Annem hep korkarmış bana nazar değmesinden. Ama annem haylazlıklarımdan da oldukça bıkarmış.
Bir gün rahmetlik anneannemin taklidini yapmaya kalmışım. Annem ile bir gün o zamanlar en sevdiğim yerlerden olan Ulus'a gitmişiz. Ulusta yürürken görme engelli anneannemin taklidini yaparak yolda yürümüşüm. Yanımızdan geçen insanlar ahlayıp vahlayınca annem bana dönüp bakmış ki kör taklidi yapıyorum. Tabi oyunculuklarım bunlarla da kalmıyor...
Ben ailemin 2. ve en son doğan çocuğum. Evin en küçüğü.
Hiç istemezdim evin en küçüğü olmak.
Normal hayatta beni tanıyanlar asla beni evin içerisinde, aileme karşı tavırlarımda olsun beni tanıyamaz. İki benden oluşuyor gibiyim. Birinci ben; her zaman gülen, hiçbir şey umursamayan, aile bireylerini sürekli güldürmek için espriler yapan. İkinci ben ise asıl ben. Maskemin olmadığı zamanda ben. Daha ciddi. Her zaman sevecen ama bunu o kadar da belli etmeyen. Sevgisini hareketleriyle gösteren, çok fazla dile getirmeyen bir ben. Bazen birinci benden bunalan maskesinin altında ezilen bir ben.
Bazı zamanlar evin neşesini oluşturmaya çalışmak beni o kadar yoruyor ki...
Hemen ardından da ebeveynlere ebeveynlik yapan bir ben var.
Ablamla ben o kadar uğraştık ki. Babamızın özgür ruhluluğu, annemizin doruklarında yaşama durumları ve en önemlisi depresyonu... Doğduğumuzdan beri sırtlanmamız gereken bir durum oldu. Kendimizin ebeveyn olma durumu.
Haksızlık edemem. Güçlü, bize nasıl yaşamamız gerektiğini öğreten iyi bir annemiz vardı başımızda. Babasızda yaşanılabilmeyi öğreten bir babamız. İki ayrı karakterden oluşan iki ayrı kız çocukları. En küçüğü de ben. Hep hırçın, saldırgan, güçlü ama bir o kadarda kırılgan, asla zayıf noktalarını belli etmeyen, sevgiden korkan, aşırı sevgisinden kıskanan.
Büyüdük be küçüğüm. Ama çok şey başardık. Çok da başarısız olduk. Yine de ayağa kalkmayı bildik. Aşık olduğumuz, keşfine doyamadığımız o deniz bana hüzünlü bakıyor. Halbuki eskiden yalnızca eğlenceyi hatırlatırdı bize. O çok sevdiğimiz Ege denizine benzedik büyüdükçe. Sert dalgaları, bedenimizi döven soğukluğu bize işledi. Üstümüzdeki ağırlıkları teker teker denizin dibine gönderdik. Karşımda durmuş küçük beni hayal ediyorum bazen. Uzun sarı saçları, kırmızı elbisesi, koyu yeşil ve kahve gözleriyle şaşkınca beni izlerken. Nasıl büyüdüğüne hayret edercesine. Onunla konuştuğumu düşünüyorum.
Özür dilerim.
Çok özür dilerim.
Hayallerimizden vazgeçtiğim için, insanların niyetlerini çözemediğim için. Ve en çok da kendime, bize veremediğim değer için özür dilerim.
Ama ben şuan mutluyum. Gerçekten mutluyum.
Sadece eskiden olduğu gibi, eski benin mutlu olduğu zamanları çok özlesem de mutluyum.
Çok şey kaybettik.
Sevdiğimiz insanları, hayvanlarımızı, hayallerimizi. Bazen kendimizi.
Ama çok da güçlüydük. Hala da öyleyiz.
Ve biz küçüğüm artık 24 yaşındayız.

