22 Mart 2023 Çarşamba

SU KEDİSİ?

 SU KEDİSİ?


Herkese merhabalar! Çok arayı açmayayım dedim. Hemen yeni bir yazı ile sizi bir yoklayım dedim. Ankara gri bugün yine. Kahvemi yaptım, ders çalışmaya oturdum ki aklıma blog yazımı yazacağım geldi. En son ki yazıda sizinle muhabbet etmiştik hatırlarsınız. Bana sorular sormuştunuz ya da kendinizden bahsetmiştiniz. Orada bir soru vardı ben de onu o zaman cevaplamak yerine dedim ki ayrı bir yazı haline getireyim. Hem lak lak etmiş oluruz. Hem de beni biraz daha tanımanız açısından daha iyi olacağını düşündüm. Çaylar, kahveler hazır mı? Eee hadi o zaman muhabbete...






İlk önce bana sorulan soruya bakalım.

Kendimi en rahat hissettiğim yer burası ya da kitaplarımla, kedilerimle mükemmel manzarasıyla evimizin balkonunda, bahçesinde oturduğum an diyebilirim. Ama değil...

Benim en rahat olduğum, kendim olduğum yer su. Suyun derinleri...

Ben yüzmeyi daha adımı söyleyemezken babamdan öğrendim. Kendisi çok iyi bir yüzücüydü. Çok cesaretliydi ve bizimde öyle olmamızı isterdi. Ablam da iyi yüzücüdür ama dalma konusunda çok şikayetçidir. Cesareti tamamıyla var olsa da yosun değer, kulaklarıma su giriyor gibi dırdırını etmeden duramaz. O yüzden babam denize açılma konusunda, dibe dalma konusunda benim üzerime daha çok düşmüştü. Sızlanmazdım. Bir şeyleri keşfetmek her zaman benim için bir oyun gibiydi. Tüpsüz metrelerce dalmayı da o öğretti. Eğlencesine birlikte sürekli açılır sonra da dibe dalardık.

Ben deniz kenarında büyüyen bir insanım. Bunun içinde kendimi çok şanslı sayıyorum açıkçası. Denizle kendimi bütün görmemin nedenlerinden en büyüğü de bu sanırım. 

Babam ben küçükken kayıkla açılır sonrada hadi kızım buradan kıyıya kadar yüz bakalım derdi. Annemle sırf bu yüzden kavga ederler, ya çocuk akıntıya kapılırsa ya kramp girerse bir yerine sorumsuz olma der kızardı. Ama ben hep babamla giderdim. Bu benim için bir oyun gibiydi. Başıma bir şey geleceğinden korkmazdım. Kayıktaki babam da hep bana '' Bacaklarını çok dik tutma, dışardayken nefesini kesik kesik alma, suya direk dalma kademe kademe dibe gir.'' gibi yapmam gerekenleri söylerdi. Yorulduğumda suyun içinde nasıl dinlenmemi söyler sonra da beni cesaretlendirir, devam etmemi söylerdi. 

Denizdeyken karada olduğumdan daha güçlü hissettim her zaman. Denizin hareketlerine ve diline alışıktım. Kulak veren herkes onun yapmak üzere olduğu şeyleri önceden haber verdiğini anlardı.

Akıntılardan korkmazdım, nerede güçlü akıntı var nerede küçük ya da nasıl hareket edeceğimi bilirdim. Çarpanlardan, deniz analarından ya da başka canlılardan korkmazdım. Yağmur yağarken annem denize girmeme hep kızardı. ''Deniz yıldırımı çeker kızım girme'' diye. Ama ben hep girerdim. Gökyüzü ile yerin birleşmesi bana mucizevi bir şey gibi gelir, ilgimi daha çok çekerdi. O yüzden orada olmak zorunda hissederdim hep. 

Babamın o zamanlarda söylediği sözler hep beni güçlendirirdi. '' Denizin öfkesinden herkes korkar. Ama deniz seni koruyup kollar. Deniz kendinden olanları korur.'' Cidden öyleydi. Deniz kendinden olanları korurdu...

Bizim oraların fırtınaları adamı çarpar. Yüksek dalgalarıyla köpüren deniz adamı döver, rüzgarıyla da sarsar. Ablam küçükken hep korkardı o zamanlar (Hala korkuyor.) . Babam ise '' Fırtınanın tehlikeli olduğunu zannederiz. Ama aslında öyle değildir. Denizin dibinde yaşayanlar, fırtınada yüzeye çıkar. Ama dalgalar onları göstermez. Fokurdayan deniz bizi onlardan uzak tutar.'' Babam o zamanlar da hikaye gibi konuşmayı severdi. Bu oldukça bariz. Ama bu ablamın bir nebze korkusunu bastırır, beni de heyecanlandırırdı. Bu bir gerçek.

Son yıllarda bacaklarında sorun çıkan babamın son iki yılda en sevdiği şeyden denizinden aldı diyebilirim. Hala yüzebiliyor çok şükür. Ama istediği gibi değil. Derinlere gidemiyor eskisi gibi ya da dalamıyor artık Bacağı birden kitleniyor bu yüzden paniklemesine sebep oluyordu. Kendisi yüzerken kıyıdan annemin hep gözlemi altında. Biraz açılsın hemen bana seslenir ''Çabuk babanın yanına yüz açılmaya başladı adam'' beni hemen babamın yanına yollardı. Bu sene okullar online ve biz eve gidemiyoruz ablamın düğün telaşları yüzünden. O kadar yıprandığımı hissettim ki bazı dönemler. Belki de eve dönememek, suya kendimi atamamak sebebi. Bir kere suya atlarsam kendimi resetleyeceğim. Biliyorum. En azından kendimi hatırlayacağım. Kendi benliğimi, yaptıklarımı, yapacaklarımı, nasıl güçte olduğumu, gücümün neye yeteceğini. 
Ayhh öyle yani..
Sorunu biraz fazla uzun cevapladım canım ama anlattıkça anlatasım geldi.

Bana hala tumblr dan yazabilirsiniz bu arada. Ama ben bir süre olmayacağım. Buradayım, buradan sizinle muhabbet etmeye devam edeceğim ama bir süre tumblr uygulamasını silip (hesabım hala aktif duracak) biraz başka şeylere ağırlık vermem gerek. Derslerim var toplam 12 tane! Onun yanında okumam gereken kitaplarım, yazmam gereken bir tezim var... Bir yandan da Olivia'ya odaklanmak istiyorum. Kurguyu ilerletmek istiyorum. Ramazan geldi zaten. Biz de Ramazan ayı genellikle dopdolu geçer. Sevdiklerimizle bir arada olma ve bunun getirisi de koca bir telaş sarar etrafımızı. Dolu dolu Ramazan bizi bekliyor anlayacağınız. Bunun yanında, umarım sizin de güzel çok güzel Ramazan ayınız, sevdiklerinizle çevrili sofralarınız olsun. 
Yeni bir yazı da görüşmek üzere!  💖



28 Mart saat 19.00'da kitap önerdiğim yazı var. Yazı tamamlandı. Yayınlanacağı tarihi de otomatik ayarladım. Haberiniz olsun. 
Hemen ardından 30 Mart 19.00'da yayınlanacak bir yazı var. O tam değil. Yarın başına oturduğum gibi biter ama haberiniz olsun. Bu tarihlerde yeni yazı için blog'da olmayı unutmayınnn!😻 









YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...