24 Ekim 2023 Salı

YONTULMUŞ AŞK

 

YONTULMUŞ AŞK



Herkese merhabalar! Ben geldim. Aslında geçen gün yazmam gerekti yeni yazıyı ama maalesef çok yorgundum ve olamadı. Bir de bu aralar aşırı yoğunum ama yoğunluk hep birbirini tekrarlıyor. Yani bütün günlerim aynı yoğunlukta ve birbirinin aynısı gibi geçtiği için yaşadığım sıra dışı bir şey yok şu aralar. Bu da tabi bana yazı için pek malzeme sunmuyor açıkçası. 

Ben de size ne anlatabileceğim konusunda tereddütteydim. Ama ben de hikaye bitmez kediciklerim... Size güzel bir hikaye anlatacağım. Hem de yunan mitolojisinden bir hikaye. Kahveleriniz, çaylarınız hazırsa hikayeme geçiyorum o zaman.



Anlatacağım hikayenin baş kahramanı 'Pygmalion'. Pygmalion çok meşhur bir heykeltıraştır. Bazı kaynaklarda da kendisinin Kıbrıs'ın Kralı olduğu da söylenmektedir. Pygmalion çok güzel heykeller yapan bir sanatçıdır. İşini çok sever ve işinde de oldukça başarılı olan Pygmalion hayatının aşkını henüz bulamamıştır. Yaşadığı yerdeki kadınlar Afrodit'e saygısızlık yapan ve bunun sonunda cezalandırılan kadınlardır. Bu kadınlar kötü ve oldukça sıradan kadınlardır. Bu yüzden de Pygmalion gönlünü kimseye kaptıramamış hatta onları ahlaksız fahişeler olarak görür, nefret eder. Pygmalion hep kötü bir zamana denk geldiğini, bu zamanın kadınlarının Afrodit'in gazabına uğramış sıradan, kötü kadın olarak düşünür durur. Bu zamanın kadınlarıyla yaşamaktansa yalnız yaşaması gerektiğini düşünür. Ama içten içe de sevme ve sevilme isteğine de karşı koyamaz. 


Bir gün fildişinden bir heykel yapmaya başlar. Bu heykel gün geçtikçe bir şekile dönüşmeye bu şekilde güzeller güzeli bir kadına bürünmeye başlar. Pygmalion adete sanatını konuşturur, adeta kusursuz bir kadın çıkartır ortaya. İşini bitirdiğinde kusursuz heykele bakamaya doyamayan Pygmalion sonunda kendi yaratmış olduğu heykelin güzelliğine teslim olur. Önce fildişinden bir heykele aşık olmasını saçma bulsa da elinde değildir Pymalion'un, aşık olmuştur bir kere. Heykele gerçek bir kadın gibi davranır. Ona elbiseler giydirir, mücevherler takar. Nadiren dışarı çıkan Pygmalion çıktığında ise elinde heykele almış olduğu mücevherler ve çiçeklerle geri döner. Hatta heykele bir de isim verir 'Galatea'. (Eski Yunancada 'süt beyazı anlamına gelir.)


Günlerce evden çıkmadan heykelle vakit geçiren Pygmalion sanki cevap verecekmiş gibi onunla konuşur, okşar yanlışlıkla bile olsa heykele sert dokunsa hemen ondan özür diler, heykeli incitmekten çok korkar. Heykelle konuşan Pygmalion'un halini şair Ovidius 'Dönüşümler' adlı eserinde şöyle bahseder: 

'' Tutuşmuş gönlü Pygmalion'un, dayanamaz olmuş. Sık sık sarılır, kucaklar, öperdi bu yontuyu. Bir fildişi olduğunu düşünmezdi bile. Öper, söyler, söyleşir, karşılık beklerdi ondan. Eli el, kolu kol sanır okşardı. Parmağıyla dokunsa incinir, üzülür diye korkardı. Bir olur yakınlık, bir olur ondan karşılık umardı.''

Pygmalion heykelle konuşmaktan delirecek noktasına gelmiştir. Bir tanrı olmadığını, heykelin canlanmadığını kabullenince Afrodit'in kutsal bir gününde adak adar. Pygmalion tüm Tanrılara ve Afrodit'e şöyle dua eder:

''Siz Tanrılar, bir kadın verin bana. Elinizden gelir bu. Benzesin bu fildişi kadına. Onun gibi olmasın, yardımcım olsun.''


Afrodit kendisine gelen tüm duaların arasında bu duaya kulak kesilir. Çünkü diğer ölümlülerin dualarından çok farklı bulur ve bu ölümlünün haline üzülür, yalnızlığını görür. Sonuçta aşkın en iyi değerini Afrodit bilir, aşksızlığında...

Afrodit, Pygmalion'a yardım etmeye karar verir. Pygmalion bir gün dışardan eve geldiğinde heykelde bir değişlik olduğunu fark eder. Fildişinden olma heykelin dudakları sert ve soğuk olması gerekirken sıcak ve yumuşak, yüzü al aldır. Ayrıca heykel Pygmalion'a gülümsüyordur. Pygmalion delirdiğini düşünürken heykelin bileklerine dokunur ve nabzının attığını fark eder. Pygmalion'un duaları kabul olmuş, heykel artık canlanmıştır. Heykelin tam dönüşümünü bekleyen yalnızca Pygmalion yoktur, Afrodit'in oğlu Eros da oradadır. Galatea tam dönüşümü gerçekleştirdiğinde Eros aşk okunu Galatea'ya atar ve Pygmalion'un tek taraflı aşkı birden güzel bir peri masalına döner. Hemen sonra Pygmalion ve Galatea evlenirler. Çok mutlu olurlar ve bir de çiftin erkek evlatları Paphos olur. 

Bu mitolojik öykü aslında bir çok filme, kitaba ilham kaynağı olmuştur. 


Bu mutlu son ile biten hikayemizde biraz sorunlar yok mu? Kusurlarıyla kimseyi kabul etmemeyi, ruhuna değil de görüntüsüne aşık olmayı, kusursuz aşkı ve en önemlisi de kadına ne istediği sorulmuyor bile. Galatea, Pygmalion yani yaratıcısına aşık olmasından başka bir şansı yok gibi.


Peki ya siz ne düşünüyorsunuz kediciklerim? 


Yeni yazıda görüşmek üzere💖

4 Ekim 2023 Çarşamba

KASEDİ BAŞA SARMAK

 KASEDİ BAŞA SARMAK



Öhöm öhöm ben geldim. Uzun zaman oldu. Halbuki en son yazımı sanki dün yayınlamışım gibi.... Neyse nerede kalmıştık en son? Balıkesir'de ailemin yanında doğum günümü kutluyordum. Kedilerimle ve sevdiğim insanlarla vakit geçiriyordum. Çok şey oldu. Hayatımda, rutinlerimde çok büyük değişimler oldu bu süreçte. Son 2-2.5 yıldır size çok açık oldum. Her şeyi ama en çok da asıl beni anlattım. Dönüp eski yazılarımı okudum da oldukça depresyonda gibi gözükmüşüm. Evet bir kısmında gerçekten öyleydi ama çoğu zaman ise sadece içinde bulunduğum bunaltıcı durumlardan dolayı can sıkkınlığı idi. Depresyonda olduğum zamanlar inan bana bilirim. Yıllardır depresyon ile uğraşan bir anneye sahibim. Benim ise uğraşmam gereken çok daha büyük bir sorunum var. Hipertimezi olan bir insan olarak diyebileceğim tek şey çok zor bir şey ile cebelleşmeniz. Çünkü herhangi bir olayı yaşadıysam ve bunun tekrarı olduğunda tetiklenmem. Bu eğer kötü bir olay ise travmaya dönmesi. Şöyle izah edeyim Yumoşu geçtiğimiz Ağustos ayının 26 sında kaybettim. Aslında bildiğimin aksine oğlumun durumu çok ciddiymiş. Ama ablam bana durumun kötü olduğunu söylemek istememiş. Onu da anlıyorum onu kurtarabilirim, yanında olmalıyım düşüncesiyle hemen Ankara'ya dönerdim. Durum o kadar vahiymiş ki kliniğe götürdüklerinde tavşanın durumunun kötü olduğu hatta daha fazla acı çekmemesi için uyutmayı teklif etmişler. Ablamda bunu kabul etmeyip benden saklamak istemiş. Ben Ankara'ya henüz gelmeden yani yoldayken Yumoş maalesef hayatını kaybetti. Sebebine gelecek olursak verdiğim pet otel hiç ama hiç ilgilenmemiş. Verdiğim mama kutuları hiç açılmamış bir şekilde ablama teslim edilmiş. Zor nefes alıyor, vücudunun her yeri yaralarla kaplı (Sarkoptik uyuz kapmış.), iç organları hasarlı, çok zayıf ve hareket edemeyecek durumdaymış. Hala bu konudan bahsedemiyorum çünkü ağlıyorum (yazıda bundan bahsederken de ağladı...).

 Hipertimezi ile alakası ne bu olayın diyecek olursanız Yumoş'un ölümü beni hep önceki hayvanlarımın hayatımdan gittikleri anları tekrar tekrar ve tekrar zihnimde dönmesini tetikledi. Aslında bu hep böyle. Kötü bir olay yaşamamın ardından tekrar benzer bir olay yaşadığımda beynim sürekli bütün anı arşivini önüme sunuyor. Bu da çok fazla acı çekmemi sağlıyor. Durum böyle. Her yazıda biraz daha derine inmemde beni o kadar çok şaşırtıyor ki...  

Bunun dışında böyle olmuyor, kendime bir çekin düzen vermem gerek diyerek hayatımda düzenlemeye gittim. Stajımdan arta kalan zamanlarda çok ciddi ders çalışıyorum. Hem diğer okulum için hem de gireceğim KPSS, ALES gibi sınavlarım için... Aynı zamanda 3 ayrı kurs alıyorum. Bunlar İngilizce, Yunanca ve dijital çizim. İngilizceyi almamın sebebi orta derece olan İngilizcemi en iyiye taşımak. Yunancayı ise zaman geçtikçe unuttuğumu ve tekrar etmem gerektiğini düşündüğüm için. Dijital çizim ise uzun zamandır tablette ve telefonda bir iki uygulamadan çizimler yapıyordum zaten. Fakat son yazımda bazı hayallerimin peşine düşmediğimi söylemiştim. Bunlardan bir tanesi de çocukluğumdan beri hep kendi çizgi romanımı çizmemdi. Bunun için bir adım atmak istedim. 

Yumoştan sonra artık bir hayvan sahiplenmeme kararı verdim. Çünkü artık kaldıramadığımı fark ettim. Bu üzücü olaylar elbet olacak ve ben tekrar tekrar yaşamayı kaldırabileceğimden emin değilim. Hem zaten bu görevi sağ olsun Halide üstleniyor. Evet benim biricik güzel kızım Eylül'ün ilk haftası doğum yaptı. 6 güzel bebeğimiz daha oldu! Babam onlarla ilgilendiği için aşırı mutlu. Ben henüz bebekleri göremedim.

Hayatımda daha bir çok değişim söz konusu. Ama bunları açıklamak henüz çok erken. Henüz zamanı değil. Bir de şu var! Düzenli yazı sistemime geri dönüyorum! Evet bu doğru. Uzun zamandır planlı bir şekilde yaşıyorum gerçi yaşamak için de mecbur gibiyim. Neyse hayatımı bu şekilde aşırı planlı yaşıyorum. Blog yazılarımı da tekrar düzenli hale getirmeye karar verdim fakat bu zamana beklememin sebebi biraz daha toparlanmak ve şu üzerimdeki yoğunluğu biraz hafifletmeyi beklemekti. Ama artık geri döndüm! Umarım beni özlemişsinizdir! Ben sizi çok özledim💕

 Eeee o zaman yeni yazıda görüşelim olur mu? Okuduğun için çok teşekkür ederim😽

21 Ağustos 2023 Pazartesi

21 AĞUSTOS

 '21 AĞUSTOS'



(Balıkesir, Altınoluk'un taş sokaklarında arkadaşlarıyla saatlerini aşık olduğu denizde harcayan, bir elinde sapanı diğer elinde sokaktan bulduğu herhangi bir hayvanla koşan küçük kıza ithafen yazılmıştır.)

99 depreminde çok korkmuş hamile olan annem normal bir doktor kontrolüne gittiğinde hiç beklemediği bir şey olmuş. Doktor' un  ''Acilen seni doğuma almalıyız. Bebek içerde ölmek üzere kordon boynuna dolanmış'' sözleriyle annem doğuma girmiş.

Mosmor bedeni, beyaza yakın sarı saçlar, boncuk boncuk kocaman mavi gözler...

Annem doğuma girmeden babama haber etmek, ben ameliyata giriyorum doğum çantasını getir demek için aramış. Tabi babam heyecan ve panikten hiçbir şey almadan gelmiş. Doğumdan sonra hastanenin verdiği örtüyle kalmışım. Annem çocuğumun giyecek bir kıyafeti yok diyerek ağlamaya başlayınca odadaki diğer bir anne benim bebeğimin  yedek kıyafetlerini giydirelim demiş. Ve ben doğar doğmaz erkek kıyafetleri giymişim.

Sarı lüle lüle saçlarımı annem hep uzatır kurdeleler takardı. Kırmızı renginde süslü elbiseler giydirirmiş bana. Anneme göre bana en çok yakışan renk kırmızıdır.

Evde bebeklerimle oynarken sokaklarda hep bir elimde sapanlar, bilyeler olurdu. Kuzenlerimle herkesi döver, arkadaşlarımla hep yaramazlıklar yapardım. 

Çok güzel bir çocukmuşum. Bir kere kaçırılmaya bile çalışılmışım. Aslında o günü az çok hatırlıyor gibiyim. Annem hep korkarmış bana nazar değmesinden. Ama annem haylazlıklarımdan da oldukça bıkarmış.

Bir gün rahmetlik anneannemin taklidini yapmaya kalmışım. Annem ile bir gün o zamanlar en sevdiğim yerlerden olan Ulus'a gitmişiz. Ulusta yürürken görme engelli anneannemin taklidini yaparak yolda yürümüşüm. Yanımızdan geçen insanlar ahlayıp vahlayınca annem bana dönüp bakmış ki kör taklidi yapıyorum. Tabi oyunculuklarım bunlarla da kalmıyor...

Ben ailemin 2. ve en son doğan çocuğum. Evin en küçüğü. 

Hiç istemezdim evin en küçüğü olmak.

Normal hayatta beni tanıyanlar asla beni evin içerisinde, aileme karşı tavırlarımda olsun beni tanıyamaz. İki benden oluşuyor gibiyim. Birinci ben; her zaman gülen, hiçbir şey umursamayan, aile bireylerini sürekli güldürmek için espriler yapan. İkinci ben ise asıl ben. Maskemin olmadığı zamanda ben. Daha ciddi. Her zaman sevecen ama bunu o kadar da belli etmeyen. Sevgisini hareketleriyle gösteren, çok fazla dile getirmeyen bir ben. Bazen birinci benden bunalan maskesinin altında ezilen bir ben. 

Bazı zamanlar evin neşesini oluşturmaya çalışmak beni o kadar yoruyor ki...

Hemen ardından da ebeveynlere ebeveynlik yapan bir ben var.

Ablamla ben o kadar uğraştık ki. Babamızın özgür ruhluluğu, annemizin doruklarında yaşama durumları ve en önemlisi depresyonu... Doğduğumuzdan beri sırtlanmamız gereken bir durum oldu. Kendimizin ebeveyn olma durumu. 

Haksızlık edemem. Güçlü, bize nasıl yaşamamız gerektiğini öğreten iyi bir annemiz vardı başımızda. Babasızda yaşanılabilmeyi öğreten bir babamız. İki ayrı karakterden oluşan iki ayrı kız çocukları. En küçüğü de ben. Hep hırçın, saldırgan, güçlü ama bir o kadarda kırılgan, asla zayıf noktalarını belli etmeyen, sevgiden korkan, aşırı sevgisinden kıskanan. 

Büyüdük be küçüğüm. Ama çok şey başardık. Çok da başarısız olduk. Yine de ayağa kalkmayı bildik. Aşık olduğumuz, keşfine doyamadığımız o deniz bana hüzünlü bakıyor. Halbuki eskiden yalnızca eğlenceyi hatırlatırdı bize. O çok sevdiğimiz Ege denizine benzedik büyüdükçe. Sert dalgaları, bedenimizi döven soğukluğu bize işledi. Üstümüzdeki ağırlıkları teker teker denizin dibine gönderdik. Karşımda durmuş küçük beni hayal ediyorum bazen. Uzun sarı saçları, kırmızı elbisesi, koyu yeşil ve kahve gözleriyle şaşkınca beni izlerken. Nasıl büyüdüğüne hayret edercesine. Onunla konuştuğumu düşünüyorum.

Özür dilerim.

Çok özür dilerim.

Hayallerimizden vazgeçtiğim için, insanların niyetlerini çözemediğim için. Ve en çok da kendime, bize veremediğim değer için özür dilerim.

Ama ben şuan mutluyum. Gerçekten mutluyum. 

Sadece eskiden olduğu gibi, eski benin mutlu olduğu zamanları çok özlesem de mutluyum.

Çok şey kaybettik. 

Sevdiğimiz insanları, hayvanlarımızı, hayallerimizi. Bazen kendimizi.

Ama çok da güçlüydük. Hala da öyleyiz. 

Ve biz küçüğüm artık 24 yaşındayız.

 

20 Ağustos 2023 Pazar

SÜREKLİ GÜÇLÜ MÜ OLMAK ZORUNDAYIM?



 SÜREKLİ GÜÇLÜ MÜ OLMAK ZORUNDAYIM?



NOT: BU YAZI AĞUSTOSUN 8'İNDE YAZILDI.YENİ DEĞİL AMA PAYLAŞMA CESARETİNİ KENDİMDE BULAMADIM. ŞUAN ÇOK DAHA İYİYİM. POZİTİF YÖNDE İLERLİYOR HER ŞEY (UMARIM). 

Herkese yeni bir yazıdan merhabalar. Aslında buraya yazı yazmıştım haftalar öncesinde ama paylaşamadım...Sağlık sıkıntılarım, hayvanlarım derken baya bi konularla uğraşmak durumunda kaldım. Çok isterdim size evimin balkonuna oturmuş, deniz manzarası ve ayağımın dibinde uyuyan kedilerimin vermiş olduğu huzur ile yazayım bu yazıyı. Maalesef hayatım şu aralar huzurdan oldukça uzak. İçimdeki ateş sönmüyor bu yüzden de aylarca eve dönmeyi beklediğim evimin tadını çıkaramaz oldum. Her şeyi anlatacağım. Soğuk kahve ve çaylarınız hazır mı? 

(Geçmeden hemen önce size teşekkür etmek istiyorum. Bir önceki yazım olan ''Yumoş Bir Hayat'' 1674 okunmaya ulaştı. Bunun için çok teşekkür ederim. Bu senenin rekorunu kırdık gibi gözüküyor. Sağ olun kediciklerim...)

Ablam evlendi. Kendine bir yuva, aile kurması elbette mutluluk verici. Ama bazen o boş odasından çıkacakmış gibi düşünüyorum ve bu beni biraz üzüyor. Ablam evlenirken ağlamadım. Sonrasında da. Annem içime attığımı, saklandığımı söylüyor. Belki de öyledir ya da değildir. Bayramdan sonra Balıkesir'e döndüm. İlk başlarda çok iyiydi. Kafamı boşaltıyor, vücudumu dinlendiriyordum. Çok stresli bir dönemi arkamda bırakmıştım bu yüzden de kendime odaklanmaya çalışıyordum. Derken 26 Temmuz tarihinde yürüyüş yaparken gece yolun kenarında kedilerimizden bir tanesi (Reis) yatmış bir halde gördüm. Seslendiğimde yerinden kalkmadı. Normalde sesimi duysa koşarak gelirdi. Bu sefer sesimi duyar duymaz ağlamaya başlamıştı oğlum. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım elbette. Kuzenime acilen annemi çağırmasını söyledim ve koşarak eve gidip havlu getirdim. Anladığım kadarıyla Reis bir şeyden dolayı ayağa kalkamıyordu. Tam ne olduğunu anlayana kadar kıpırdatmadan havluyla alıp eve getirmem gerektiğini düşündüm. O sırada annem geldi, kediyi kucağına aldığı gibi hayvan bir slime gibi düştü. Anneme güvenemediğim için bu sefer ben kucağıma alıp eve getirdim. Getirirken Reis o can havliyle sağ olumu ısırdı. Neyse bir pet box'a koyup odama koydum. Ertesi sabahta kliniğe götürdüm. İlk başta Edremit'e gittim röntgende bir şey çıkmadı dediler. Algılayamadım. Çünkü hayvanımın arka iki patisi de tutmuyordu. Onlara güvenmeyi İvrindi'ye götürdüm kediyi. Kedime araba çarpmış ve belinden iki kemik kırılmış. Arka patilerini kullanamamasının sebebi de buymuş. Hala klinikte. 27 Temmuzdan beri... Ölüm riski yok şuan. Zaten her zaman çok güçlüydü benim oğlum. Bir ay sonra alabileceğimizi söyledi hekim. 

Hani Reis benim kolumu ısırdı demiştim ya. İlk 3 saat umurumda olmadı. Hayvanımın başında ağlamaktan, onun acısını çekmekten kolumun farkında bile değildim. Kolumun kanaması dursa da çok fena şişmişti 3 saat içerisinde. Hemen hastaneye gittik. Ve gece 4'e kadar hastanede kaldım. Reis o can havli ile baya bir derin ısırmış ve kolum içeriden enfeksiyon kapmış. 10 gün boyunca ilaçlar ile kolumdan bütün vücuduma yayılmasını önledik. Tabi bu süreçte denize falan girmem yasaktı. Zaten kolumda balon gibi şişmiş, ateşten günlerce yataktan çıkamamıştım.

Yumoş'u eve getirmedim. Kendisi Ankara'da kaldı. Arkadaşım zannetiğim birisinin aracılığıyla bir tane pet otele bırakmıştım. Ama sonrasında işler sarpa sardı. Yumoş hasta oldu. Pet otel ile daha sonrasında da arkadaşım dediğim insan müsveddesi ile karakolluk olduk. İki aylık anlaşma yapmıştık ama bir ay dolar dolmaz Yumoşu almak durumunda kaldık. Şuan Yumoş iyi. Ablamlar bakıyor. Tabi bu süreç anlattığım kadar kolay geçmedi maalesef. Tam bir hafta benim sürekli ağlamalarım, sinir krizleri geçirmelerim derken geri mi dönsem, bakacak kimi bulsam.. Bu düşünceler içerisinde boğuldum. Şuan iyiyim. Yani iyi gibiyim. 

Neyse mezun oldum bu arada! Artık işsiz bir üniversite mezunuyum ksmjhbjk şaka bir yana hayat çok ilginç. Daha dün gibi ilk okula gidişim. Ne hayaller, ne umutlar... Biten, devam eden arkadaşlıklar, berbat üniversite sevgililiklerim, flörtlerim derken bitti işte. Tabi bana da anlatacak bolca maceralarıyla. 

Onun dışında anlatmadığım bir şey kaldı mı? Hıh Halide yine hamile... Evet benim kızım yine karnı burnunda ayaklarımın dibinde onuncu rüyasında. 

Burada yokken hayatımda bunlar yaşanıyordu... Benim için baya zorlu, depresif ama bir o kadarda eğlence doluydu. Eğlenceli kısımlar da bir diğer yazıda olsun o zaman😽 Güzellikle kalın o zamana kadar.💗

Yarın doğum günün yazım olan ''21 AĞUSTOS'' gelecek. Bu yazı önceki yazılardan biraz farklı. Sizinle konuşmaktan ziyade kendimle konuştuğum bir yazı oldu. Doğum günümün şerefine yarın gelecek...


Benimle iletişim halinde olmanız için tumblr hesabım👇

https://www.tumblr.com/zaundangeldim

 Wattpad profil linkim👇

https://www.wattpad.com/user/MelinoeJr



13 Haziran 2023 Salı

YUMOŞ BİR HAYAT

 Yumoş Bir Hayat


Herkese merhabalar! Yeni yazı atmayalı ne kadar zaman olmuş öyle yahu... Özlemişim. Öncelikle sınavlarımdı, tezimdi bir de hayatımı düzene oturtma derken uzun bir zamanımı aldı. Konuşacağımız bir sürü şey var! Eee kahvelerinizi çayınızı hazırladıysanız muhabbet etmeye hazırız.





Bir buçuk ay önce ablamın düğünü için elbise almaya diye çıktığımızda bir pet shopun önünden geçerken annemin ''Aaaa o nasıl yatıyor öyle?'' demesiyle kaldırımın kenarında durakaldık. Uzun açık sarı gri tüyleri, küçük suratı, gri-mavi boncuk gibi gözleriyle bize bakıyordu. Pet shop sahibi adam yanımıza geldi. Bu ne hayvanı? dedim. Cidden neydi bu hayvan?

Hollanda Lop Tavşanı dedi. Aaa böyle tavşan mı olur dememle hayvanı kucağıma verdi. Asla aklımın ucundan bir tavşanımın olması geçmezdi. Ama ne derler bilirsiniz, hayat sana her zaman sürprizler sunar. Kucağıma alır almaz benimle geliyorsun küçük adam dedim ve onu hemen satın aldım. Çok karşıyım bir hayvanı parayla almaya. Hem de çok. Ama onu küçücük kafesine sığmaya çalışırken, pisliğinin üzerine yatmaya çalıştığını görünce dayanamadım. Onu o kafeste bırakamazdım. 

Böylece Yumoş bir daha kafeste kitli kalmadı...

O kadar özgün bir hayvan ki. Köpek gibi nereye gidersem peşimden geliyor, tuvalet kapısında benim çıkmamı bekliyor, yatağıma zıplayıp uyandırana kadar beni yalıyor. Evin yeni maskotu. Herkes onu çok seviyor. Bazen öyle bir şey yapıyor ki beni şirinliğiyle ağlatabiliyor. Şuan bile bunu yazarken gözüm dolu dolu. 

Başta dedim ki ablamın evlenmesine üzülen annemle babama alayım. Yeni uğraşları olur, benim üzerime bu kadar düşmezler falan. Ama Yumoş'a bağlanan en çok ben oldum. Bazı hareketleri aynı Tomris. Bu aklıma gelince delirmiş gibi hissediyorum. Sanki Tomris bana tavşan bedeninde geri gelmiş gibi...

Ah tabi bir de her gün  ilaç kullanır oldum. Çünkü tavşana alerjim varmış😅😅😅

Doktor kontrolünde her gün kullanmam gereken ilaçlarım var. İlaçlar sadece kaşınmamı önlüyor. Ama bedenimde çıkan kırmızı benekleri önleyemiyor maalesef... Tekrar bi doktora gitmem gerek. Bu da bana oğluşumun küçük hediyesi...

Mezun olmama tam iki hafta kaldı bu arada.

O yüzden biraz sevinsem de içim biraz buruk. Gözümün önüne okul anılarım, ev arkadaşımla, okul arkadaşlarımla yaşadığımız saçma ama bir o kadar da güzel zamanlar geliyor...

Ve artık büyüdüğümün resmen kanıtı!

Gelecek kaygımda tavan tabi bu durumda. 

Bir yandan da başka bir hayata atılma heyecanı da var. 


Son zamanlarda büyük kuzenimin sağlık sorunlarıyla kafamız meşguliyet içerisindeydi. Kendimi hep üzgün hissettiğim bir zamandan geçtim. Buraya da yansıtmamak için de yazılarımı hep erteledim. Şuan iyi. Hastaneden çıktı (11 gün hastanede yatmak zorunda kaldı. Aslında daha uzun kalması gerekti ama kendisini daha fazla hastanede tutamadık.). Korktuğumuz gibi kanser olmadığını da öğrendik. Bu bizi elbette rahatlattı. 

Ben de bu sıralar sınavlarıma, ödevlerime, tezime yoğunlaştım. Daha doğrusu yoğunlaşmaya çalıştım. 

Bunların dışında ablamın düğünü de geldi çattı artık...

Tek kardeşimde evden uçuyor artık. Kendine yeni bir aile kuruyor. Bunun heyecanı ve hafif burukluğu içerisindeyim. Onu düşündüğünden çok seviyorum. Bu da beni yıpratıyor. Öyle olduğumu belli etmesem de birilerine çok çabuk bağlanan biri oldum hep. Bu da beni yeri geldiğinde oldukça yıpratabiliyor. Ama bunu da halledeceğiz yahu! Bunun da üstesinden geliriz eyvallah!


Öyle biraz da olsa sizinle muhabbet etmek istedim. Bu iki haftayı da atlatayım tamamıyla dönerim artık. Okul bitiyor, ablamın düğünü de olmuş oluyor artık. Burada bol bol konuşuruz dimi?

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle...💖 

22 Mart 2023 Çarşamba

SU KEDİSİ?

 SU KEDİSİ?


Herkese merhabalar! Çok arayı açmayayım dedim. Hemen yeni bir yazı ile sizi bir yoklayım dedim. Ankara gri bugün yine. Kahvemi yaptım, ders çalışmaya oturdum ki aklıma blog yazımı yazacağım geldi. En son ki yazıda sizinle muhabbet etmiştik hatırlarsınız. Bana sorular sormuştunuz ya da kendinizden bahsetmiştiniz. Orada bir soru vardı ben de onu o zaman cevaplamak yerine dedim ki ayrı bir yazı haline getireyim. Hem lak lak etmiş oluruz. Hem de beni biraz daha tanımanız açısından daha iyi olacağını düşündüm. Çaylar, kahveler hazır mı? Eee hadi o zaman muhabbete...






İlk önce bana sorulan soruya bakalım.

Kendimi en rahat hissettiğim yer burası ya da kitaplarımla, kedilerimle mükemmel manzarasıyla evimizin balkonunda, bahçesinde oturduğum an diyebilirim. Ama değil...

Benim en rahat olduğum, kendim olduğum yer su. Suyun derinleri...

Ben yüzmeyi daha adımı söyleyemezken babamdan öğrendim. Kendisi çok iyi bir yüzücüydü. Çok cesaretliydi ve bizimde öyle olmamızı isterdi. Ablam da iyi yüzücüdür ama dalma konusunda çok şikayetçidir. Cesareti tamamıyla var olsa da yosun değer, kulaklarıma su giriyor gibi dırdırını etmeden duramaz. O yüzden babam denize açılma konusunda, dibe dalma konusunda benim üzerime daha çok düşmüştü. Sızlanmazdım. Bir şeyleri keşfetmek her zaman benim için bir oyun gibiydi. Tüpsüz metrelerce dalmayı da o öğretti. Eğlencesine birlikte sürekli açılır sonra da dibe dalardık.

Ben deniz kenarında büyüyen bir insanım. Bunun içinde kendimi çok şanslı sayıyorum açıkçası. Denizle kendimi bütün görmemin nedenlerinden en büyüğü de bu sanırım. 

Babam ben küçükken kayıkla açılır sonrada hadi kızım buradan kıyıya kadar yüz bakalım derdi. Annemle sırf bu yüzden kavga ederler, ya çocuk akıntıya kapılırsa ya kramp girerse bir yerine sorumsuz olma der kızardı. Ama ben hep babamla giderdim. Bu benim için bir oyun gibiydi. Başıma bir şey geleceğinden korkmazdım. Kayıktaki babam da hep bana '' Bacaklarını çok dik tutma, dışardayken nefesini kesik kesik alma, suya direk dalma kademe kademe dibe gir.'' gibi yapmam gerekenleri söylerdi. Yorulduğumda suyun içinde nasıl dinlenmemi söyler sonra da beni cesaretlendirir, devam etmemi söylerdi. 

Denizdeyken karada olduğumdan daha güçlü hissettim her zaman. Denizin hareketlerine ve diline alışıktım. Kulak veren herkes onun yapmak üzere olduğu şeyleri önceden haber verdiğini anlardı.

Akıntılardan korkmazdım, nerede güçlü akıntı var nerede küçük ya da nasıl hareket edeceğimi bilirdim. Çarpanlardan, deniz analarından ya da başka canlılardan korkmazdım. Yağmur yağarken annem denize girmeme hep kızardı. ''Deniz yıldırımı çeker kızım girme'' diye. Ama ben hep girerdim. Gökyüzü ile yerin birleşmesi bana mucizevi bir şey gibi gelir, ilgimi daha çok çekerdi. O yüzden orada olmak zorunda hissederdim hep. 

Babamın o zamanlarda söylediği sözler hep beni güçlendirirdi. '' Denizin öfkesinden herkes korkar. Ama deniz seni koruyup kollar. Deniz kendinden olanları korur.'' Cidden öyleydi. Deniz kendinden olanları korurdu...

Bizim oraların fırtınaları adamı çarpar. Yüksek dalgalarıyla köpüren deniz adamı döver, rüzgarıyla da sarsar. Ablam küçükken hep korkardı o zamanlar (Hala korkuyor.) . Babam ise '' Fırtınanın tehlikeli olduğunu zannederiz. Ama aslında öyle değildir. Denizin dibinde yaşayanlar, fırtınada yüzeye çıkar. Ama dalgalar onları göstermez. Fokurdayan deniz bizi onlardan uzak tutar.'' Babam o zamanlar da hikaye gibi konuşmayı severdi. Bu oldukça bariz. Ama bu ablamın bir nebze korkusunu bastırır, beni de heyecanlandırırdı. Bu bir gerçek.

Son yıllarda bacaklarında sorun çıkan babamın son iki yılda en sevdiği şeyden denizinden aldı diyebilirim. Hala yüzebiliyor çok şükür. Ama istediği gibi değil. Derinlere gidemiyor eskisi gibi ya da dalamıyor artık Bacağı birden kitleniyor bu yüzden paniklemesine sebep oluyordu. Kendisi yüzerken kıyıdan annemin hep gözlemi altında. Biraz açılsın hemen bana seslenir ''Çabuk babanın yanına yüz açılmaya başladı adam'' beni hemen babamın yanına yollardı. Bu sene okullar online ve biz eve gidemiyoruz ablamın düğün telaşları yüzünden. O kadar yıprandığımı hissettim ki bazı dönemler. Belki de eve dönememek, suya kendimi atamamak sebebi. Bir kere suya atlarsam kendimi resetleyeceğim. Biliyorum. En azından kendimi hatırlayacağım. Kendi benliğimi, yaptıklarımı, yapacaklarımı, nasıl güçte olduğumu, gücümün neye yeteceğini. 
Ayhh öyle yani..
Sorunu biraz fazla uzun cevapladım canım ama anlattıkça anlatasım geldi.

Bana hala tumblr dan yazabilirsiniz bu arada. Ama ben bir süre olmayacağım. Buradayım, buradan sizinle muhabbet etmeye devam edeceğim ama bir süre tumblr uygulamasını silip (hesabım hala aktif duracak) biraz başka şeylere ağırlık vermem gerek. Derslerim var toplam 12 tane! Onun yanında okumam gereken kitaplarım, yazmam gereken bir tezim var... Bir yandan da Olivia'ya odaklanmak istiyorum. Kurguyu ilerletmek istiyorum. Ramazan geldi zaten. Biz de Ramazan ayı genellikle dopdolu geçer. Sevdiklerimizle bir arada olma ve bunun getirisi de koca bir telaş sarar etrafımızı. Dolu dolu Ramazan bizi bekliyor anlayacağınız. Bunun yanında, umarım sizin de güzel çok güzel Ramazan ayınız, sevdiklerinizle çevrili sofralarınız olsun. 
Yeni bir yazı da görüşmek üzere!  💖



28 Mart saat 19.00'da kitap önerdiğim yazı var. Yazı tamamlandı. Yayınlanacağı tarihi de otomatik ayarladım. Haberiniz olsun. 
Hemen ardından 30 Mart 19.00'da yayınlanacak bir yazı var. O tam değil. Yarın başına oturduğum gibi biter ama haberiniz olsun. Bu tarihlerde yeni yazı için blog'da olmayı unutmayınnn!😻 









27 Şubat 2023 Pazartesi

PİSİCİKLERİMLE MUHABBET

 PİSİCİKLERİMLE MUHABBET



Bu yazı uzun zamandır benim yazılarımı okuyan bloğumun asıl sahipleri olan takipçilerimin sorularını, dertleşmelerini içerir.






Öncelikle herkese merhabalar! Her soruya, mesaja cevap veremedim maalesef çünkü genellikle aynı sorular çok vardı. Birini alıp cevap verdim tekrardan sorulanları. Bir de limit koydum yoksa yazı çok uzun olacak hatta hiç bitmeyecekti bile diyebilirim...😓 Yazan, yazmayan herkese teşekkür ederim.💗

Eee  kahveler ve çaylar hazır mı? Başlayalım o zaman...





Öncelikle bunu benden istediğin için çok mutlu oldum! 💗Umarım gerçekleşir. Buluşmasak bile buradan yazılarıma katılarak sohbetime ortak olabilir ya da tumblrdan falan istediğin zaman yazabilirsin!👄




Tekrardan olacağız. Her şeye inat! Herkese inat. Birisi, birileri için değil pisiciğim, kendimiz için mutlu olacağız. Zaman alabilir, bazen de ya olmuyor diye koy vermişlik de yapacağız. Ama asla bırakmayacağız bu işin peşini. Yahu biz neler neler atlattık! Öncelikle kendine bunu tekrarla. 'Neler neler atlattım ben yahu' 





Böyle ayrılık yaşayanlarla ilgili çok soru var bunda hepsini yanıtlayayım o zaman. Bu ilişki neden bitti, ilişkinizin artıları ve eksileri nelerdi bunu bir düşünün ilk. Ki bence bunları düşünmeseydiniz ayrılmazdınız da neyse. Tekrar bir düşünün. Baktın düşündükçe ilişkinin negatiflikleri çok ama yine de pozitif taraflarını düşünmeden edemiyorsun, tekrar konuş onunla ne diyeyim. Ben bittiyse bir daha dönmeyenlerdenim. Çok sevsem de bir daha yüzüne bakmam yani. Sizi bilemeyeceğim tabii. Ama tabi aşk bu pisilerim seviyorsan, dayanamıyorsan konuş, peşine düş. Yarına yaşayacağımız belli değil amaan ne duruyorsun! 

(Böyle soruları da bana sormanız peki... En saçma ilişkilerime tanıklık ettiniz bir de akjsdhj kelin ilacı olsa önce kendi kafasına sürermiş derler.)



GÖZÜNÜ AÇ ÇOCUK, GÜNAHLARIN YAZILMADAANNN
ELİMİ TUT ÇABUKKK, MELEKLERİN RUHU DUYMADAN 💖










Yani yas her canlının içini kavuran bir şey. Ben buna çok küçük yaşta şahit oldum. Öncelikle geçmiyor. O acı bitmiyor. Hafiflemiyor da... Yalan söylemeyeceğim. Hayatın oyunu bize bu, bazen duvara toslamamız gerekiyor. Bazen de o duvarın altında ezilmemiz. 7 yaşında kendimi birinin ölümüyle suçladım, buna inandım. Ben olmasaydım yaşar diye düşündüm. 7 yaşındaydım. Bunun düşüncenin altında ezilip durdum. Bunu aşamazken arkadaşımı kaybettim. Küçücüktüm. Doğum günüme küsecek kadar nefret ettim bu duygudan. Yıllarca... Geçen yine arkadaşımı kaybettim tekrar aynı duygular. Tekrar kaldırabilir miyim düşünceleri...Yanımdakilerin benden önce ölme korkusunu ise saymıyorum. Ama bu korkuyla, panikle nereye kadar? Önce tedavi görmen gerek, çünkü kayıplardan sonra kafandan bir sürü kötü düşünceler geçiyor. Onlardan kurtulman, bazı şeylerle yüzleşmen ve devam edebilmen, edebilmemiz gerekiyor. 
Kendimizi özgür bırakabilmemiz gerekiyor bebeğim, onların hatıralarına sahip çıkmalı ve böyle insanların ya da hayvanların bizim hayatımıza dokunduğu için şükretmeliyiz. Güleceksin. Elbette güleceksin. Pes etmediğin sürece istediğin her duyguyu yaşayacak, tekrar kahkahalar atacaksın. Annen için öncelikle başsağlığı diliyorum sana ve ailene. Bana içini döktüğün için de teşekkür ederim. 

Yalnız değilsin.

 İyi ki varsın😻❤



Öncelikle hayatımızdaki insanları o konuma biz yerleştiriyoruz. İstesek de istemesek de. Ama herkesin gideceği düşüncesi yanlış bence. Bu seni depresyona sürükler. Bunu kendine yapma. Elbet hayatında olmaktan mutluluk duyan birileri vardır hatta bu çoğalabilir de! Sadece etrafına ne kadar iyi baktığınla alakalı. Ablamla aramızdaki sorunun sebebi ikimizin de ilk adımı atmayıp karşı taraftan beklemesi. Orta yol bu yüzünden hep gecikiyor. Elbet çözülür, hallolur. Hallolmasa da canı sağ olsun. 

(Kötü zaman geçirdiğini yazanlara ise toplu cevabım olsun buradan.)

Son zamanlar herkes için yorucu bir dönem maalesef. Bazılarımız bunun üstesinden gelmeye gayret ederken, bazılarımız ise olduğu yerde sayıyor. Şimdi sen hangisisin?
Kendine bunu sormayı ihmal etme.
Bunun için bir kuzene, arkadaşa, aileye falan ihtiyacın olmasına da gerek yok. Bazen bir kağıt, müzik aleti, bir blog bile bunu yapabilir. 😺
Beni yakın arkadaşın gibi gördüğün için de ayrıca teşekkür ederim 😻




Bu sorudan birkaç tane daha vardı. Sanırım sebebinin çok ara vermelerim oldu bundan dolayıdır. Hayır.

Hiç pişman olmadım. 

Hele bu soruları, gelen mesajları gördükçe bir kez daha iyi ki yapmışım, iyi ki açmışım bloğu diyorum!

Ara vermelerimin de dediğim gibi yazacak gücü bulamamak ya da sizi de negatife sürüklememek oldu nedenleri hep. Ama bir şekilde geri döndüm.





Önceki yazılarda ilişkilerim hakkında bahsettiğim ve birden bu konular hakkında yazılarda bahsedilmeyince bu  soru da çok sorulmuş. Bir de şu magazin sevdamız!

Arkadaşlar ben SÖZLENDİM. Nazar değmesin diye de bahsetmedim.



Şaka bir yana hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüğüm bir zamanda olduğuma inanıyorum. Kederiyle, okuluyla, işiyle, gelecekle ilgili aşmam, halletmem gerek şeylerim var. Şuan bir ilişki içerisinde olmayı düşünemiyorum maalesef. Buna ne keyfim ne de enerjim var. 



Böyle bir bloğum var mı diye soruyorsanız evet 'Uzaydan gelen kedi' benim ilk bloğum. Ama tumblr hesabına gelecek olursak, 8 yıldır falan kullandığım, hesabımın olduğu bir orta orası. Öncesinde Tomris, Melinoe, sadecehuzur vs... isimlerini kullandığım hesaplarım vardı. Bir de dijital çizimlerimin paylaşımı yaptığım Kafadankurduk adlı hesabım vardı. Ama hepsini sildim. Yalnızca bu tumblr hesabım var. Zezeninkalbi gibi hesaplar hayır. Bu tarz isimler koyduğum hesabım hiç olmadı. 

Bir de başıma heyotakuu diye bir isimli hesabın benim şahsi fotoğraflarımı paylaştığını falan yaşamıştım. Böyleler çok oluyor maalesef.. Kapattırdık onu da falan.







Bu da son olsun. 

Böyle beni sevdiğini yazanlar olmuş ama ben buraya benimle guru duyduğunu söyleyeni paylaşmayı istedim. Teşekkür ederim. Şu zamana kadar gözlerim dopdoluydu ama burada azıcık akmış olabilir. Bunu bana söylediğin için minnettarım. 
Öncelikle bunu sana hatırlatan birinin olması bence kendine söylemenden çok etkili. Bu yüzden hayatınızdaki insanlara bunu söylemekten çekinmeyin olur mu?

Ben de seninle gurur duyuyorum❤


***


Öncelikle bloğu ilk açtığım zaman komik anılarımı yazarsam çok tutar ya da cool olursam beni herkes sever, ya da en çok ne yazarsam para kazanırım diye düşünmüştüm yalan yok.  Ama bu zamanla yaşadığım her duyguyu, anıyı paylaşmaya sizi de ailemden birine dönüştürdü. İlk yazdığımda iki elimi geçmeyecek sayıda okunma vardı ve o zaman bile o kadar çok heyecanlanmıştım ki tarifi yok yani! Tanımadığım insanlara hayatımı anlatıyorum ve insanlar bunu okuyor. Çok saçma! İnanılmaz! Ve benim için çok güzel. Her zaman arkadaş içerisinde güldüren kişi ben olurdum. Yaşadığım saçma şeylere herkes gülerdi. Tabi bunda en büyük pay evin en küçüğü olmamda vardı. Ablam okuldan üzgün mü geldi hemen yüzünü güldürmeli, annem babamla kavga mı etti hemen bir espriyle ortamı yumuşatmalı. Bunu da ben üstlenmiştim. Evin en küçüğü aynı zamanda evin şaklabanı olmalıydı benim gözümde. Peki ya ben kötü zaman geçirdiğimde bunu kim yapacaktı? Zorlandığım anlarda kim omzuma elini koyup yükümü hafifletecekti? O iki elimin sayısını geçmeyecek kişi oldu. Şimdi ise güncel olarak, sürekli bloğumu ziyaret eden 1300 kişi oldu...

Ne desem bilemiyorum. 

Bunca şeyi paylaşmak benim için bir onurdu pisiciğim.




Buraya kadar okuduysan çok teşekkür ederim. Bir diğer yazıda görüşürüz o zaman!😸


























26 Şubat 2023 Pazar

Pisiciklerime


PİSİCİKLERİME...






 Herkese merhabalar! 

Yepyeni bir yazı ile karşınızdayım. Aslında bu yazıyı sizin için yazıyorum. Önceki yazımdan dolayı o kadar çok mesaj o kadar çok soru geldi ki tumblr hesabıma...

Yazıyı paylaşır paylaşmaz bana yazanlar oldu. Ne diyeceğimi bilemedim, hala da bilemiyorum... Çok teşekkür ederim. Benimle dertleşmeniz, kendi sorunlarını anlatmanız ya da beni desteklediğinize dair yazılarınız.... Çok teşekkür ederim cidden. Mesajların hepsine cevap vermeye gayret ettim. Anonim sorularınızla ilgili de bir yazı yapmaya karar verdim. Yine her yazıda olduğu gibi aşağıya link bırakacağım oradan bana sorular sorabilirsiniz. Bende sorularınızı cevapladığım bir yazı yapacağım buraya.💗

Gelelim bu zamanlarda ne yaptığıma.

Kahveleriniz, çaylarınız hazırsa başlıyorum o zaman.


Odamdan çıkmayıp, full bilgisayarımla vakit geçirmeye ara verdim. Bence en doğru kararlardan biriydi bu. Benden 7 yaş küçük erkek kuzenim de bu aralar biraz sıkılıyormuş, hep odasında takılıyormuş. Bunun haberini alır almaz onunla vakit geçirdim hep. Onu sinemalara götürdüm, kıyafet alışverişleri yaptık birlikte, kitap alışverişine gittik, canı ne yemek istiyorsa onu hep yemeğe götürdüm. Bütün her şeyi ben ödediğim için sinirlense de mutlu oluşunu görmek, önemsendiğini hissetmesi ve en önemlisi onu dinleyen birisi olduğunu görmesi benimde mutlu olmamı sağladı.

Diğer erkek kuzenlerimle de görüştüm bu dönem. Benden büyük olmaları her zaman beni güvende hissettirirdi. Bu yüzden de onlarla da oldukça vakit geçirdim bu dönem. Birlikte Valorant bile oynadık otuzlarında olan kuzenlerimle oyuna girmek çok garipti cidden. (En azından benim için öyle)😂  

Ablamla aramda gözle görülür bir şekilde soğukluk var. Dün itibariyle aramızda belirgin olmayan bir çizgiyi belirginleştirdim diyebilirim. 

Ablam benim tek kardeşim olmaktan öte, küçük annem gibiydi. Annem babam Balıkesir'de olur biz birbirimize bakardık. Okulumdan biri zin alınacak olursa, ya da toplantı vs ablam ilgilenmeye çalışırdı. Dershaneden hoca annemi babamı değil ablamı arar, beni ablamı aramakla tehdit ederlerdi. Tacize uğradığımı da ailemden ilk ablama söylemiştim. Gerçi ablam o zaman zil zurna sarhoştu. Ağlayarak sızmış ertesi gün hiçbir şey hatırlamaz hale gelmişti. 

O benim için hayatta en değer verdiğim insanlar arasında ilk sıradaydı hep..

Yeni biriyle tanışması, sevgili olması, nişanlanması beni aşırı mutlu etmişti. Kendi ailesini kurması, mutlu olması elbette beni mutlu edecekti. Yeğenlerimi hayal etmeye başlamıştım. Kuzenlerim ben küçükken beni sinemaya götürür, kendi okullarına götürür, gezdirirlerdi. Ben de böyle bir teyze olmayı istemiştim. Hatta ablamdan gizlice çocukların saçını pembeye, maviye boyamayı falan düşünüyordum 😝


Ama son aylarda ablamın yüzünü göremez oldum. Hafta içleri işle, hafta sonları nişanlısıyla meşgul hale gelmişti. Ben bunu açıkçası sorun etmedim. Ya da ettim ama sakladım içimde... Neyse işte dün eniştemin doğum günü kutlaması vardı. Sırf ablam istediği için gitmiştim. Ama yalnız olduğumu gördüm o gün. Eniştemin kuzenleri, kardeşleri vs herkes birbiriyle iyi vakit geçiriyorlardı. Ablamı ortalarına alıp eğlenmeye devam ederlerken ben bir köşede ablamın 50 yaşındaki görümcesiyle kalakalmıştım. O an ki kızgınlığımla bir şey yapmamak için tabi ki de alkol içtim bol bol. Hesabı da ben ödemeyeceğim zaten diyerekten abandım. Biraz sarhoş olurumda en azından eğlenirim falan gibisinden ama olamadım tabi sarhoş falan. Sürekli sigara içmeye çıktığım için güvenlik de beni fark etmiş. Yanıma gelip sigaramı çakmağıyla yaktı ve ''İçeride sigara içiliyor bu soğukta neden çıkıyorsunuz dışarıya?'' dedi. Suratını bir süre inceledim. Hemen ardından ''İçerisi pek iyi değil he?'' tekrar konuştu. Bende içeride ne kadar sıkıldığımdan bahsettim. Ve böylece sigara içmeye çıkarken en azından bir arkadaş edinmiş oldum. Bu arada kendi numaram yerine annemin numarasını verdim çocuğa. ( Neden bunu yaptığımı bilmiyorum. Beğenmiştim de çocuğu. Ama ne derler bilirsiniz kızlarım. Alkol aldığın bir günde tanıştığın her erkek iyi görünür. Bundan olabilir. Bilmiyorum.)

Onun dışında mekan baya iyiydi. Mekan sahibi çıkıp birden şarkı söyledi ki adam resmen Ahmet Kaya! Herkes bayıldı gaza geldi falan. Gaza gelenler arasında arkadaşlarıyla içmeye gelen Murat Dalkılıç da vardı. Birden sahneye çıkıp şarkı söylemeye başladı falan. 

Eve gelince de annemle biraz dedikodu yapıp sızdım zaten. Bu yazıyı dün sabah yazıp yayınlamayı düşünüyordum. Yoğun bir gündü dün sabahından beri olmadı maalesef. Ama iyi de oldu bana malzeme çıktı dünden bugüne kadar. 

Okulum yarın başlıyor. Bakalım yeni bir dönem, benim için ise son dönem artık. Umarım güzel ve verimli bir dönem olur. Güzel bir dönem olur. Çok fazla dersim var bu dönem. Bakalım. Yetiştirmem gereken bir de tezim var. Yoğun bir dönem beni bekliyor.

Bu arada tumblr dan paylaştığım fotoğrafta tişörtümü soranlar oldu. Marka erkek kuzenimin. Bende çok fazla var ve ben bayıla bayıla kullanıyorum. Sizde çok seveceksiniz! 

Hemen şuraya linkini bırakıyorum soranlar için 👇

https://www.ofr.rocks/ofr


Bana ulaşmak için ise tumblr hesabım👇

https://www.tumblr.com/zaundangeldim


Buraya kadar gelip yazımı okuduysan çok teşekkür ederim. Yeni yazıda görüşmek üzere 💕





23 Şubat 2023 Perşembe

ελπίδα

  ελπίδα





 Herkese merhabalar!! 

Saat 07.20 uyku tutmadı balkonda Neymar formamla elimde sigara, kulaklığımda çalan 'Bir Beyaz Orkide' ile ben de kendimi günlüğüme, buraya atayım dedim. Umarım iyisinizdir. Öncelikle depremde hayatlarını kaybeden her bir canımız için başsağlığı dilerim...


Buraya şu zor günlerde kafa dağıtmaya gelip bloğuma kendini attıysan ne mutlu bana! 


Son zamanlardır korku dolu içerisindeyim. 

Tomrisin veterineri olan hatta kuzenimin yakın arkadaşı intihar etti. Blogdan kaldırdığım yazıda bahsetmiştim okuyanlar hatırlar. Daha sonrasında Caner'in ölümü, babamın, büyükbabamın sağlık sorunları derken Elbistan'da yaşayan ev arkadaşımın yaşadığı felaket depremde anlattıkları vs gün geçtikçe içimde büyüyen bir korku oluştu. Sevdiklerini kaybetme korkusu. Hep üzüldüğümde, ağladığımda bunu gizleyen biri oldum. Kimseye göstermek istemedim. Yine öyle oldu. Canerin haberini aldıktan saatler sonra beni arayan arkadaşıma şen şakrak bir şekilde telefonu açtım. Ev arkadaşımla birlikte telefonda ağladım, bir saat sonra Valorant oynadım. Her ne kadar böyle davransam da kendi içimde yine kendimi yedim. En sonunda da evimizi toplamaya gittiğimde ev arkadaşımın eşyalarını toplarken banyoya gidip deli gibi ağlayarak patladım. Eşyaları getirip evi kapattıktan sonra kendimi b*k gibi hissettim. Her gece yatarken bir daha uyanmam umarım derken buldum kendimi. Ve yine kapattım kendimi, çekildim köşeme kimseyle konuşmak, ailemin yüzüne bile bakmadım. Gözlerimden içimdeki fırtınayı görmelerinden korktum. 

Sonra ev arkadaşımın beni blogda ne kadar desteklediğini hatırladım. ''Ayy otur yaz hemen! Şunu da yaz, bunu da ekle! İlk ben okuyacağım!'' öncesinde bana dediği cümleler aklımdan geçti. Buraya da ara verecektim. Ama o bana motivasyon oldu. 

Toparlanacağız be! 

Unutmayacağız. Ama dik durmayı öğreneceğiz. Ve yine duracağız. 


NOT: Başlığı Yunanca bir kadın ismi olan Türkçe okunuşu ile 'Elpida' yapmak istedim. Umudun ruhu anlamına gelir..




Bloğuma uğradığın için teşekkür ederim. Aşağıdaki linkten tumblr hesabıma ulaşabilir ve benimle irtibat halinde olabilirsin.

https://www.tumblr.com/zaundangeldim






20 Ocak 2023 Cuma

Tutuşmuş Beraber

 


TUTUŞMUŞ BERABER 


Herkese 2023' den merhabalar... Yılın ilk yazısını paylaşıyorum burada. Aslında taslakta hazır bekleyen 3 yazı olsa da paylaşacak durumda hissetmediğim için kendimi paylaşmadı. Bu yazıya kısmetmiş meğer... Anlatacaklarım için başta çok tereddütte kalsam da burayı bir günlük olarak kullandığımı hatırlayıp son zamanlarda hayatımın gidişatını paylaşamaya karar verdim.


Son paylaştığım metni taslaklara geri kaldırdım. Yazıda Tomris'in veterinerinin intihar ettiğini yazmıştım orada. Üzüntümü dile getirmiştim. 


O zamandan beri çok şey oldu...


Canımdan çok sevdiğim ablam nişanlandı mesela. Benim okulumu bitirmeme bir dönem kaldı. Derken hayatım biraz değişti... Her şeyden çok değer verdiğim büyükbabamın sağlık durumu gittikçe kötüleşti. Şekerden ayağında çıkan derin yaralar vücudunun alt kısmına komple yayıldı. Son zamanlarda büyükbabamın yanına gidemez, korkar oldum. Onu o halde görmekten, vücudunun çürüdüğünü bilmek beni o kadar kötü etkiledi ki... Annemler onu görmeye gittiğinde sürekli benim ne zaman geleceğimi sorar oldu. Beni ablamın nişanında tanıyamadı büyükbabam diye kahrolurken durumunun daha da kötüye gitmesi... O dağ gibi adamı öyle görmeyi kaldıramam.


Yılbaşından 1 gün önce hayatımı derinden etkileyen bir haber aldım. 

Bundan 6 sene önce kuzenimin zorla beni bir buluşmaya götürmüştü. O zamanlar aldatıldığımı öğrenmiş, özgüvenimin diplerde olduğu dönemlerdi. Buluşma bir lunaparkta gerçekleşti. Lunaparkta bulunan bu uçuk kaçık oyuncaklara hep bayılmışımdır. Tanışmaya gelen çocukta beni kırmayıp benimle her oyuncağa binmişti. Tabi sonu hüsran.. Oyuncağın biri en tepedeyken çocuk üzerime doğru kusmuştu. Buluşmanın sonu böyle biterken kuzenime 'Ay asla bir daha bu çocukla görüşmem. Çocuk ilk buluşmada üzerime kustu ya!' diyerek durumu böyle kestirip atmış, anılarda fiyasko ilk buluşma olarak kalmıştı. Bunun sonrasında tam 3 yıl sonra o çocukla arkadaş ortamında denk gelmiş, arkadaş olmaya karar vermiştik. Ara ara buluşur, arabasıyla gezer, kahve içmeye mekanlara gider ful dedikodu yapardık. Ona toksik ilişkilerimi anlatır başını şişirdim. O da bana 'Yav bırak şu zibidileri. Ne işin var böyleleriyle senin, bi kendine gel' diye tavsiyeler verirdi. 

Tarih 30.12.2022 onunla son telefon konuşmamızdan iki gün geçmiş. Sabah gelen bir mesaj ile 29 Aralık tarihinde intihar ettiği haberini aldım... Telefon ile konuşmamızın ertesi günü...

Kendisinin bir en yakın arkadaşı da bornoz ipine asarak kendi canına kıymış ve bundan öncesinde de ona mesaj atmış. Bana 'Arkadaşımın mesajına bile geri dönmedim o zaman. Bir iyi misin diye soramadım.' demişti. O zaman ne kadar üzücü ben olsam yıkılırdım. Arkadaşı intihar etmeden önce ona ulaşmaya çalışmış ama onun bundan haberi bile yok. Artık seni anlıyorum ve bu çok acı. Sana iyi misin diye sormadığım için pişmanlığım çok büyük.


Huzur içinde ol Caner...


Babamın dizlerinde 4 yıldır sıkıntı vardı ve bu son zamanlarda iyice kötüye gitti. Ağrıları artmış, yürümesi çok zor olmuştu. Hastaneye gittiğimizde doktor ameliyattan başka çözümünün olmadığını söyledi. Haberi alan ablam iyi bir doktor bulup babamı ona götürdü. Bu doktor da babama bacağının ömrü kalmadığını, ameliyatın bile çözüm olamayacağını söyledi.

Babamın üzüntüsünü, korkusunu görmek... Ah tarif edilemez.

Bu sırada bunlarla boğuşurken kendi sağlık durumumda oldukça etkilendi tabi. Stresten cilt hastalığı olmuş, bağışıklığım tamamen çökmüştü. Zamanla da kendimi iyice kapatmış oldum. Çevreme hiçbir şey olmamış gibi davranmaya, ailenin en küçüğü olduğum için herkesin moralini düzeltmesi gereken kişi benmişim gibi kendimi şartlamış herkesi güldürmeye çabalamış, her şey çok iyiymiş gibi davranmaya başlamıştım. Bu konulara gelince de konuşmaktan özenle kaçmıştım. Ama bunun beni mahvettiğinden habersizdim. Odamdan çıkmamaya, bütün gün bilgisayar oyunları oynamaya başlamıştım. Kitap okuma hevesim tamamen gitmiş, ender zamanlarda resim çizmeye, evden dışarı çıkmamaya başlamıştım. Ne kadar alkol içersem içeyim kafayı bulamıyor, ağrı kesici almadan uyumadığım zaman olmuyordu.

En son normal bir şekilde annemin ne yaptığını sormak için aradığımda sinir krizi geçirdim. Haykırarak ağlamış 'Anne ben çok kötüyüm' diye bağırmıştım telefonda. Annemin 'Sen mahvolmuşsun' sözü tam olarak ne noktada olduğumu görmemi sağlayamadı o zaman... 

Çocukken büyükbabamın hiç ağlamaması, duygularını saklaması ve her durumda o güçlü duruşu beni o kadar çok etkilemişti ki! O dağ gibi adama çok imrenmiştim. Zamanla ona dönüşmemle de gurur duymuştum. Ama bu beni yıpratmış, her gün gülümsemek yaşadıklarımın altında ezilmeme engel olamamıştı. 


Şuan mı?


Şuan... şuan bir çıkış yolu arama peşinde ilerliyorum. Düzelir mi? Umut ediyorum ki düzelir. Ama bunları size anlatmak bile bir adım öteye gittiğimin göstergesi değil mi?







Yazımı okuduğun, bloğuma girdiğin için çok teşekkür ederim. Yeni yazımda da burada olursun dimi?





YOL DAHA ÇOK UZUN

  Yol Daha Çok Uzun Herkese cehennem sıcağı bir günden merhaba! Ayy bu Ankara'nın cehennem gibi sıcağı nedir böyle aşklar ya eriyorum re...